Sanatta Semboller: Çiçekler

Çiçeklerin yapraklarında birer hikâye yazar…

Bu yazıda, sıra dışı natürmortlar ve harikulade çiçekler olacak tuvalimizde. Çiçekler sadece görünüşü güzelleştirmez, aynı zamanda gizli anlamları açar ve dikkatli bakana mesajı taşır. Hazırladığımız bitki koleksiyonunda gezinip çiçeklerin esrarengiz sembol bahçesine bir göz atalım.

Tanrıların Yarattığı Güzelliğe Bir Övgü Müziği

Kiliselerdeki rahipler resimlerin inançlı insanların dini duygularını etkilediğinin farkındalar. Eski sahnelerin haşinliğinin aksine “gül” ve “zambak” özel ilgi duyulan ilk çeşitlerdendi.

Sandro Botticelli, Bardi Mihrabı, 1485.

Zambak, antik zamanlarda krallarının ve imparatorlarının favorisiydi. Hıristiyanlığın artışıyla zambağın kar beyazı yaprakları, Bakire Meryem’in saflığını temsil etmeye başladı. Batı sanatında zambak, Müjde’nin temel detaylarından biri oldu.

Jan van Eyck, Müjde, 1434-1436.

Kalplerin kölesi güller, hiçbir zaman ilgi kaybetmedi. Yoğun kırmızı rengi ve dikenleriyle İsa’nın çektiği acıları anlatıyor. Birlikte dokunulmuş beyaz ve kırmızı güller, Hıristiyanların inançlarının birleşmesine işaret etmiştir.

Albert Dürer, Gül Şenliği, 1506.

Beyaz, saflığı; mavi olan süsen ise ana yasını temsil eder.

Gerard David, Meryem ve Dört Melek ile Çocuk, 1510-1515.

Dini sahnelerde çiçek tasvir ederek sanatçılar, bilgeliğin sonsuz güzelliği ve Yaratıcının cömertliğini gösterdiler. Bu sayede, dünyanın fani olduğunu hatırlattılar bizlere. Bunu, Jan Davidsz’in Haç ve Kafatasıyla Natürmort Çiçek adlı çalışmasında görebilirsiniz. Kural olarak saat ya da kafatasının varlığı faniliği anımsatır. Farklı nesnelerden oluşmuş bir natürmortta bu mesajı çiçeğin ta kendisi verir.

Jan Davidsz. de Heem, Haç ve Kafatasıyla Natürmort Çiçek, 1606-1683.

Bukete eklenen bir buğday aşai rabbani ayinini ve dirilişin ekmeğini temsil eder. İnsan da tıpkı buğday gibi toprağa gömüldüğü zaman yeniden doğar. Jan Davidsz de Heem’in bir başka tablosu olan Cam Vazodaki Buket, kırmızı gelincik ve beyaz karanfil hakimiyetiyle oluşturulmuştur. Gelincik, insana yaşayan güzelliğin kısa olduğunu; beyaz karanfil ise temiz ve saf Hıristiyan yaşamını hatırlatır.

Cornelis de Hem, Cam Vazodaki Buket.

17. yüzyılda sanattaki seküler semboller gittikçe basitleşmeye başladı. Kırmızı karanfil hem aşkın hem de acı çekmenin sembolüydü. Bu sembol, Hıristiyan sanatında İsa’nın akan kanı ile bağdaştırılmıştır. Öte yandan bu çiçek, 15. ve 16. yüzyıl portrelerinde -özellikle çift portrelerde- çiftlere eşlik eder ve nişanlı olduklarına gönderme yapar. Bu çiçek herkesçe kabul edildi ve günümüzde de yiğitlik, cesaret, devrim -özellikle de Fransız Devrimi ile- özdeştirildi.

Genç Hans Holbein, Tüccar Georg Guissé’nin Portresi, 1532.
Jan vak Eyck, Bir adamın portresi, 1435.
Leonardo da Vinci, Karanfil Kadın, 1478.
Andrea Solario, Pempe Karanfil ile Adam.
Dirk Jacobs, Pompeius OKKO’nun Portresi.
Otto Dix, Otoportre.

Çok ilginçtir ki eğer bir sembolün pek çok anlamı varsa tabloya en uygun olan anlam seçilir. Mesela devedikeni, Almanya’daki bir nişanı temsil eder. Eskiden araştırmacılar, Albrecht Dürer’in ünlü “Otoportre / Devedikeni Tutan Sanatçı” tablosunda bu bitkinin önemli bir ipucu verdiğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte, tablonun yukarısında yer alan yazı “Başıma gelenler alın yazımdır” der. Bu da devedikeni sembolünün başka bir anlamını ima eder; İsa’nın tutkusu. Yani sanatçı, dinine olan bağlılığını devedikeni tutarak göstermiştir.

Albert Dürer, Devedikeni ile Otoportre, 1493.

Fransız-Flaman Kitabı’ndan “Berry Dükünün Çok Zengin Saatleri” 15. yüzyılda oluşturulmuştur. Bu bölümde bulunan takvim minyatürleri Nisan ve genel olarak bahar çiçekleriyle donatıldı. Yeniden dirilen doğanın en seçkin minyatür tasvirlerinden biri Limbourg kardeşlerden “Nisan” tablosudur. Bu tabloda, zarif saray kıyafetleri giyinmiş hanımlar çayırda çiçek topluyorlar.

Limbourg kardeşler, Nisan, 1400.

Sıradan çiçeklerle ne yapılmalı? Anthony van Dyck “Günebakan ile Otoportre” pek şaşırtıcı gözüküyor. Tam da o dönemlerde İspanyollar Peru’dan günebakanı Avrupa’ya ithal ettiler. Yani yaklaşık bir asırdır meraktan bahçelerde yetiştiriliyor. Günebakanın güneşe doğru döndüğü fark edilince, güneşin temsili olarak görülmeye başlandı. Aynı zamanda kaderin ve sadakatin de. Belli ki II. Kral Charles’ın ressamının otoportresinde tasvir edilen bitki krala olan bağlılığını temsil ediyor.

Anthony van Dyck, Günebakanla Otoportre, 1632.

“Bahçeye indim…” -Bella Akhmadulina

Genelde “anlamsız” çiçek resimleri Avrupa’da ortaya çıktı ve yayıldı. Bunun nedeni hem bilimsel hem de amatör bahçeciliğin yoğun gelişimiydi. Sanatçıları saran bitkiler 16. yüzyılın ortasında değişmeye başladı. Tüccarlar ve gezginler yapacaklarını yapmışlardı. Doğudan gelen soğanlı bitkiler Yeni Dünya harikalarına yavaş yavaş eklenerek tekrar şekillendi.

Maria Sibylla Merian, Çin Vazosunda Natürmort Çiçek, 1680.

İlaç yapmaktan ayrılarak botanik bağımsızlığı kazandı. Böylece, sanatçılar da çiçek sanatına özel bir ilgi göstermeye başladılar. Bununla birlikte, çoğu Hollanda’da çalışan bilim insanları araştırma amaçlı çiçek resimlerini istediler.

“Uzaklardan, İran’dan muhteşem misafir…” -Robert Rozhdestvensky

Çiçek “portreleri” bahçe sahipleri tarafından da istendi. Yetiştirilen ve toplanan garip, egzotik veya basitçe güzel çiçekleri sürdürmek için bahçe sahipleri çiçek “portrelerini” istediler. Ziraat ve nadir türlerin yetiştiriciliğiyle uğraşan bahçeciler çiçek resimlerinin bir kataloğunu istedi. Böylece, müşterilerine ekilecek bitkileri sunacaklardı. Ünlü lale çılgınlığı sırasında bu kataloglar epey ilgi kazandı. 1730’ların ortasında Hollanda’da lale soğanı spekülasyonları çılgınlığı başladı. O zamanlarda, yeni renkli nadir lale soğanıyla insanlar ev ipotek ettiriyorlardı. Çok da şaşırtıcı değil, 17. Yüzyılın ilk 40 senesinde yapılan çizimlerin neredeyse çoğunda laleleri bukette görebilirsiniz. Bu çiçeklerle yapılan çoğu albüm bugüne kadar varlığını sürdürdü. Bu kitaplardan biri Jacob Marrel’ın Lale Kitabı’dır. Bu kitapta 1635-1637’de lale çılgınlığının zirvesinde laleler ve fiyatlarını içeren bir sayfadan oluşur.

Hendrick Gerritsz Pot, Flora’nın Aptallar Arabası, 1637.

Bu alegorik tablonun aslında ucuz bir hikâyesi var. Hikâyeden ziyade basit spekülatörlerle dalga geçen bir tablo bu.

Jan Davids de Hem, Çiçeklerle Vazo, 1660.
Jan Davids de Hem, Çiçekler.
Jan Davids de Hem, Natürmort.

İlk sehpa natürmortları 1600’larda ortaya çıkmaya başladı. Jacob Gheyn, Roelant Savery, Jan Brueghel, Ambrosias Bosschaert gibi isimler bu sehpa natürmortlarını yaratmıştır. Çeşitli çiçekler ve seçkin vazolarla oluşturulmuş harika kompozisyonlar ortaya çıktı. Bu buketler sanki doğadan boyanmış gibi gözüküyor ancak yakından bakarsanız farklı mevsimlerde açan çiçeklerden oluşuyorlardı. Ressamlar sulu ve guaj boyayla detaylı resimler yaptılar ve bunları çeşitli işlerin taslağı olarak kullandılar.

Genç Jan Brueghel

Genç Jan Brueghel, Bir Sepet Çiçek, 1620.
Genç Jan Brueghel, Amphitrite ve Céres Figürleriyle Süslenmiş Lilyum, Süsen, Lale, Gül, Orkide, Çuha Çiçeği, Şakayık ve Diğer Çiçekler Vazo, 1620.
Genç Jan Brueghel, Çiçekler Arasında Flora, 1640.
Büyük Jan Brueghel ve Peter Paul Rubens, Koku Alegorisi, 1617-1618.
Büyük Jan Brueghel ve Peter Paul Rubens, Görme Alegorisi, 1618.

Uzmanlar seçkin buketleri incelerken çiçeklerin dilini okuyabiliyorlardı. Orkidelerin kıskançlığı, şüpheciliği ve hilekârlığı sakladığını pek iyi biliyorlardı. Süsenler çoktan Meryem Ana’nın yasını hatırlatmayı çoktan bırakmış, bahar ve yeniden doğuş ilahileri söylemeye başlamıştı.

Lavanta, kırsal hayatı, köylü sınıfını temsil etmekle birlikte tutkuyu, günahı, şehveti ve masumiyet kaybını da temsil ediyor. Laleler ise zenginliğin, refahın ve ticaretin temsili haline geldi. Çalkantılı ticari geçmişleri, lalelere yeni karakteristik özellikler verdi.

Karahindiba, İsa’nın çocukluğunun sembolü, geçmişe hasretin ve çocukluğun dokunaklı hatırlatıcısı da oldu.

Raphael Santi, Kutsal Aile ve Palmiye Ağacı, 1506−07.

Semboloji, 19. Yüzyılın ortalarından itibaren sanatta etkin biçimde kullanıldı. Orest Kiprensky’nin konuşan herbaryumlarını tuvallerde görebilirsiniz. Zavallı Liza nazik parmaklarında kırılgan, kırmızı bir çiçek tutuyor. Bu da bize Liza’nın sevgisi ve kaderi hakkında bilgiler veriyor.

Orest Adamovich Kiprensky, Zavallı Liza, 1827.

Balerin Ekatrina Telesheva, Zelia olarak tasvir edildi. Zelia, “Av Macerası”ndaki kahraman balerindir. Balerin, tiyatro görüntüsünün masumiyetini ima eden idealize edilmiş bir kır çiçeği buketi gösteriyor. Çingene, aynı zamanda Afrodit’le de bağlı olan mersin dalını tutuyor. Öte yandan, mersin dalının başka bir anlamı da var. Hıristiyan dinine geçen bir paganı temsil ediyor. Belki de, bir çingenenin elinde resmedilmesinin nedeni de budur. Çingenelerin dinlerini yaşadığı yere götürdükleri de bilinir.

Orest Kiprensky, Mersi Dalıyla Çingene, 1819.
Orest Kiprensky, Ekatrina Avdulina’nın Portresi, 1822

Ekatrina Avdulina’nın arkasında budanmış bir sümbül dalının cam bardakta olduğunu görüyoruz. Beyaz rengi ahlaki saflığı temsil ediyor. Öte yandan ufalanmış yaprakları ölümün de sembolü. Gençliğin ve güzelliğin fani olmasını ima eden bir derstir bu. Sanatçı güneşli İtalya’yı bırakıp St. Petersburg’a dönmek zorunda olduğu için mutsuzdu.

Orest Adamovich Kiprensky, Balerin Ekatrina’nın Portresi, 1828.

“Eğlence neredeyse oraya git ve Tanrıça Flora için en güzel güllerden bir çelenk yap” -Ruben Dario

Çiçekler, eski zamanlardan beri büyüme ve doğurganlık doğalarından dolayı kadınlarla bağdaştırılmışlardır.

Tamara Lempicka, Ira P.’nin Portresi, 1930.
Tamara Lempicka, Bahar, 1930.
Tamara Lempicka, Arlette’in Portresiyle Natürmort.
Tamara Lempicka, Kalla Zambağı, 1931.

Tamara de Lampicka kalla zambaklarını en feminen ve erotik çiçekler olduğunu düşünürdü. Bu nedenle, natürmort tablolarında da sıkça bu zambakları kullandı. Georgia O’Keeffe’nin tablolarında eleştirmenler sık sık erotik imalar bulur. Ünlü fotoğrafçı Alfred Stieglitsz, O’Keeffe’nin eserlerini “sonsuz kadınlık” gösterisi olduğunu düşünüyor.

Georgia O’Keeffe, Tatlı Pembe Bezelye II, 1940.
Georgia O’Keeffe, Kırmızı ve Turuncu Kanaçiçeği, 1922.
Georgia O’Keeffe, Orkide, 1941.
Georgia O’Keeffe, Kırmızı Kanaçiçeği, 1919.
Georgia O’Keeffe, Boruçiçeği (Beyaz çiçek No.1), 1932.

Eski zamanlarda İtalyanlara göre, açan çiçeklerin genç Tanrıçası Flora baharın gelişiyle dünyaya hükmedermiş. Rönesans, eski zamanların efsanesini canlandırmış, Venüs ve Flora’nın etrafını da neşeli çiçeklerle donatmıştır. Tanrıçalar, baharı, koku veya görme duyusunu, toprağı veya ateşi temsil eden aylar ve mevsimler, duyular ve unsurlar alegorileriyle sahnelerde yer alıyor.

Sandro Botticelli, Bahar, 1485.

“Ellerin açık çimlere uzanıyor. Parmak uçların goncalara benzer…” -Dante Gabriel Rosietti

19. yüzyıla kadar tablolarda kullanılan nesnelerin sembolleri derin anlamını kaybetti. Çiçekler bizlere sanatın tatlı dili gibi gözükebilir ancak Viktorya dönemi çiçeklere, kendine has bir dil edindirdi. Dante Gabriel Rossetti’nin Veronica Veronese tablosunda semboller görüyoruz. Kafesinden özgür bırakılan kuş ve kafesin içindeki papatyalar bu kapalı kalmış enerjinin sembolüdür. Bunun yanı sıra, gençliğin sembolü çuha çiçeği, düşüncelerin yansıması olarak da nergisler bulunuyor.

Dante Gabriel Rosetti, Veronica Veronese, 1872.

Menekşeler iffetin ve vefanın sembolüdür. “Ford Madox Brown’un ikinci karısı Emma Hill’in Portresi” tablosuna yakından bakın. Sanatçı, alkolik sevgilisi tarafından mahvedilen kadının ellerine solmuş menekşeler koymuş. Bu pastel tabloyu yaptığında Brown şöyle yazdı;

“Artık yatakta, ateşten bitap düşmüş yatarken her zamankinden daha resmi yapılası ve genç gözüküyor.”

Ford Madox Brown, Emma Hill’in Portresi, 1872.

Dante Gabriel Rossetti’nin Lady Lilith yağlı boya tablosu sembollerle dolu. Bir sanatçı ve harikulade bir şair olan Rossetti Bedenin Güzelliği sonesinde ortaya koyduğu fikri tuvaline de yansıtıyor.

Ve hâlâ öylece duruyor; dünya yaşlıyken kendisi genç,

Nezaketi derin düşüncelerde,

Dokunduğu yeri aydınlatan her yere beyler doluşur,

Kalpler, bedenler ve hayatlar durur.

Gül ve gelinciktir onun çiçeği, Bulunduğu

Yedre, Ah Lilith, kokusunu,

Öpücüğünün narinliğine ve narin uykusuna çekilmezler mi?

Siyah vazodaki açan gelincikler, hayal gücünü ve sonsuz uykuyu temsil etmekle birlikte hazzı ve faniliği de temsil eder.

Dante Gabriel Rossetti, Lady Lilith, 1873.

Çuha çiçeğinin anlamı rengine göre değişmektedir. İmparatorluğumuzun kızları. İngiltere: Çuha Çiçeği tablosundaki sarı çuhalar gençliğin ve aşkın sembolüdür.

Edwin Longsden Long, İmparatorluğumuzun kızları. İngiltere: Çuha Çiçeği, 1887.

John Everett Millais’in Ophelia tablosu, nehrin ve nehir kenarındaki bitki örtüsünün detaylı tasviriyle bilinir. Shakespeare’in kader mahkûmu Ophelia’sının yemyeşil ölüm sahnesini resmederken sanatçı tüm çiçekleri botanik bir hassasiyetle kullandı. Her bitki, belli bir anlamla oraya konmuştur. Düğünçiçekleri nankörlük anlamına gelir. Salkımsöğüt, bir kızın üstüne doğru eğilir. Bu da reddedilen aşka işaret eder. Isırgan otu acıyı temsil eder. Sağ elinin etrafındaki papatyalar da masumiyetin göstergesidir. Güller hepimizin bildiği üzere aşkı ve güzelliği temsil eder. Bununda ötesinde, trajedinin kahramanlarından olan Ophelia, bir Mayıs gülüdür. Menekşelerden oluşan kolye iffetin ve sadakatin göstergesidir. Nehrin kenarından büyüyen unutma beniler de öyle. Ophelia’nın sağ elinin etrafında yüzen kızıl gelinciğe benzeyen kanavcı-otu ise yasın sembolüdür.

John Everett Millais, Ophelia, 1852.

Günümüz natürmortlarında çiçekler yan aktörler olsalar da Flora’nın çocuklarına kulak kabartın. Size pek çok ilginç hikâyeler anlatacaklar!

Kaynakça: https://arthive.com/encyclopedia/1742~Flower_as_symbol_in_art

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir