Bu Ay Ne Okuyalım: Sevgili Arsız Ölüm, Latife Tekin

”Yaşayıp bitirdiği her günün, tutulmaz bir kuş olup uçtuğuna, yavaş yavaş gözden silinip bir küçük kara noktaya dönüştüğüne karar verdi.”

Latife Tekin, Türk edebiyatının en başarılı kadın romancılarından biridir. 1957 yılında Kayseri’de dünyaya gelen yazarımız, dokuz yaşında ailesiyle beraber İstanbul’a yerleşmiş, ilk ve orta öğrenimini burada görmüştür. 1974 yılında Beşiktaş Kız Lisesinden mezun olmuş ve bir süre resmi bir kurumda çalıştıktan sonra dikkatini yazarlığa vermiştir. Köyden kente göçün, gecekondu yaşamının ve Latife Tekin’in kaleminden yoksul insanlardan yola çıkıp da tüm insanlığın gözlerimizin önüne serildiği masalsı anlatı Sevgili Arsız Ölüm, yazarımızın ilk romanıdır.

”Yollarda koşarak bağırmak ne güzeldi, düşündün mü?”

Latife Tekin’in ilk romanı Sevgili Arsız Ölüm, gerçekçilik noktasında eleştirilmiştir. Okuyucuların bir kısmı gerçekçiliği şüpheli ve masalsı metni olumlu karşılarken bir kısmı da bu anlatımı olumsuz bir durum olarak ifade etmiştir. Yazarın ise bu konudaki görüşlerini şöyle aktarabiliriz; ”Klasik romanın halkımın kendisine bakışına; dünyayı algılayışına denk düşmediğini düşünüyorum. Romanı büsbütün inkâr etmiyorum. Ama kendi halk edebiyatımızı, kültürümüzü temel alarak yeni bir biçim geliştirme çabasındayım.”

”Yüreği ne yap dediyse onu yaptı, yüreği nereye git dediyse oraya gitti, yüreği ne dediyse onu dedi. Yüreği kafasıyla zıtlaştıysa o da zıtlaştı. Yüreği taştıysa o da taştı. Yüreği çırpındıysa o da çırpındı. Yüreğiyle birlik oldu.”

Eserin yapısı ve anlatımıyla ilgili olumlu eleştiriler içinde en dikkat çekeni ise Attila İlhan’ın, ”Latife Kızım” diye başlayan mektubudur: “En çok, gerçeğe bakışını mı sevdim? En acılı anında bile, dudağından gülümseme eksik olmuyor. Alaycılığın hoşgörülü, taşlamaların bağlayıcı, yergilerin içten ve yumuşak; alayın, mizah anlayışının ne kadar sağlam, dengeli ve tutarlı olduğunu gösteriyor. Bilirsin, yazarlarımız hemen hemen muhayyilesizdir, çoğunun baş sermayesi gözlem; fantezisi olan ya üç kişi ya beş! Gerçekle hayali, en tam ve en büyük gerçek diye birlikte alarak; sen de onların, yani fantezisi olanların arasına yerleşiyorsun.(…) Sana sosyo-ekonomik hayatın, bu gibi fantezilere tahammülü olmadığını söyleyenler çıkacaktır; hiç aldırma! Sen zabıt tutmuyorsun, roman yazıyorsun; roman yazmak, insanı öznel bir mercekten, olanca toplumsal ve bireysel diyalektiğiyle yansıtan bir sanattır. Dikkat edersen, öznel dedim. Gerçek nesnel, ama merceğin öznel olacak. Eline sağlık kızım. Aferin. Hayatını pek güzel anlatmışsın. Şimdi sana, aynı güçle ve hayal zenginliğiyle, ötekilerin hayatını anlatmak düşüyor. Sabırsızlıkla bekliyorum.”

Attila İlhan’ın bu mektupta, Latife Tekin’e söylediği Hayatını pek güzel anlatmışsın.’cümlesinin altı boş değildir. Latife Tekin’in bizzat kendisi de köy yaşamında dünyaya gelip küçük bir çocukken İstanbul’a göç etmiştir. Bu nedenle yazarın yaşam öyküsünden yola çıkılarak metinde bahsedilen ‘büyük şehrin’ İstanbul olduğu düşünülebilir.

“Yıldızların tepesine konsaydım, ışık olsaydım, olsaydım da kuş olsaydım, damdan dama, daldan dala konsaydım..”

”Hep sözcüklerden bir yorgana sarındı. Sözcüklerden bir yatağın üstünde uyudu. Sözcüklerden yapılma bir sandalyenin üstünde oturdu.”

Latife Tekin ve romanına baktığımıza gidişat gürültüsüz olsa da eserin alt metinlerinde kent ve kent insanı, iktidar, din, erkek egemen toplumu, zaman zaman oldukça sertleşen eleştirilerle karşımıza çıkmıştır. Latife Tekin’in bu ilk romanında 12 Eylül etkisinden de söz etmek gereklidir. Yazar bu etkiyi şöyle ifade eder: “O dönemde, o kadar önemliydi ki benim bir şey yaparak kendimi kurtarabilmem… 12 Eylül’ün şiddetini bertaraf edip parçalanmamak için benim de o şiddette bir şey yapmam gerekiyordu.”

”Kara bahtın kuş olsun da göğe süzülsün… Ah çekme, serin dur”

Sevgili Arsız Ölüm romanı iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Huvat ile Atiye isimli karı-kocanın çocukları Nuğber, Halit, Seyit, Dirmit ve Mahmut’un ve gelinleri Zekiye’nin Alacüvek isimli köydeki yaşamları, köy halkının yaşamları da dahil edilerek anlatılmıştır. Son bölümde ise Aktaş ailesi şehre taşınmıştır. Kent yaşamında köylü ve yoksul kimlikleriyle var olma mücadelesi vermişlerdir. Bu mücadele yazarımızın doğal, sahici ve gerçekçi üslubuyla harmanlanıp, ritmi ve müziği olan bir metne dönüşmüştür. Metindeki masalsı anlatım, kısa cümleler, cinler, periler, büyüler ve Azrail’in, batıl inançların günlük yaşamın olmazsa olmaz bir parçası haline gelmesi, okuyucusunda zaman zaman bir boğaz düğümlenmesi, bazen gözyaşlarının tatlı bir tebessüme dönüşmesi gibi hisler uyandırmıştır. Yürekler, başka türlü değil, hep “güp güp” atıyor roman boyunca. Köpek karı yağıyor hep ve üşüyoruz okurken.

”O, şaşkın şaşkın dolanıp gezinirken bulutlardan sözcük yağdı. Musluklardan sözcük aktı.”

Latife Tekin’in, kitabın arka kapağında yer alan cümlelerini okurken onun romanın kahramanlarından Dirmit olarak karşımıza çıktığı hissine daha sıkı sarılıyoruz. İşte o sözler: ”Kendi öz değerlerimi, dilimi ve birlikte doğup büyüdüğüm insanların durulmaz bir coşkuyla bana taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direndim. Elinizdeki roman bu direnişim için aralarında büyüdüğüm insanların bana armağanıdır.”

”Kara bahtın kuş olsun da göğe süzülsün… Ah çekme, serin dur”

Aktaş ailesinde eğitimine tek başına, dört elle sarılan Dirmit karakterinin, kendisine dayatılan hayattan sıyrılıp özgürleşeceğine o kadar inanıyoruz ki… Romanın hem en deli hem en akıllı hem en duygusal hem en mantıklı karakteri Dirmit’tir. Öyle bir karakter ki; köydeki tulumba, kuşkuş otu, rüzgâr, kar, yıldızlar ve ağaçlarla dertleşir. Sorgulamaları, aklına yatmayan şeylere kuşkulu yaklaşımları, asiliği ve en önemlisi sessiz direnişi ile Dirmit okurun biricik kahramanına dönüşmüştür.

Bir bakıyorsunuz, köyün komünist diye damgaladığı öğretmenine âşık oluyor;

“Köye gelen çerçiye, çadır açan çingeneye ‘Komünist ne?’ diye sordu. Atiye, oklavayı çekip Dirmit’in peşine düştü. Bir ağılın başına kadar kovaladı, bir taşladı. Yalvarmayla ağlamayla kızını bu meraktan kurtaramayacağını anlayınca, ‘Aha komünist, geberesice,” diye ona bulutları yara yara köyün üstünden geçen bir uçağı gösterdi. Dirmit annesine inandı, ‘Komünist’i uçak sandı.”

Bir bakıyorsunuz kimseye soramadıklarını kuşkuş otu ile paylaşıyor;

“Kuşkuş otu,

Kızların oğlanlara haber göndermesi ayıp mı?

“Ayıp değil.”

“Yine oğlanlara haber göndereyim mi?”

“Sevdiğin oğlanlara gönder.”

Yasaklardan, cezalardan en çok Dirmit payını alır. Hem okuması ile gururlanırlar, hem sorgulamalarını, şüphelerini kabullenemezler. Ama o direnir. Kitapları, şiirleri, doğa ile olan ilişkisi ile direnir.

Sevgili Arsız Ölüm, bir direnişin romanıdır… Gelin hep birlikte önce Dirmit’i sonra Latife Tekin’i tanıyalım. Keyifli okumalar diliyorum…

KAYNAKÇA:
  • Tekin, Latife. Sevgili arsız ölüm: roman. Vol. 150. Adam, 1985.
  • https://1000kitap.com/kitap/sevgili-arsiz-olum–133918/alintilar?s=en-begenilenler
  • Uğurlu, Seyit Battal. “Sevgili arsız ölüm romanında gerçeklik, gelenek ve yenilik.” Milli Eğitim 37.178 (2008): 166-176.
  • Türkmenoğlu, Sevgül. “LATİFE TEKİN’İN SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM ROMANINDA BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK.” Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 54 (2015): 417-426.

Bir Yorum Yazın