Charlotte Brontë Kimdir? Eserleri ve Hayat Hikâyesi

Evli olduğu için Bayan Arthur Bell Nicholls, yazar olduğu için ise Currer Bell olan Charlotte Brontë, 1816’nın nisan ayında, İngiltere’nin Yorkshire ilçesinde doğdu ve aynı yerde öldü. Yazar, bir kadının doğasından gelen arzuları ve sosyal statüsü arasındaki çatışmayı anlattığı Jayne Eyre kitabı ile ünlendi. Roman, Viktoryen edebiyata yeni bir samimiyet katmıştı. Kendisi daha sonra Shirley’i (1849) ve Villette’i (1853) yazdı.

Yaşamı

Babası Patrick Brontë (1777-1861), bir Anglikan rahibiydi. Kendisi İrlanda doğumluydu ancak soy ismini daha sıradan sayılacak Brunty ismi ile değiştirdi. Birkaç mahallede hizmet ettikten sonra 1820’de eşi Maria Branwell Brontë ve altı küçük çocuğu ile birlikte papazlık yapması teklif edilen Yorkshire’nin kırlarındaki Haworth kasabasına taşındılar. Bundan kısa bir süre sonra eşi Bayan Brontë, en büyük iki çocuğu ile vefat etti; üç çocuğun (kızlar Charlotte, Emily ve oğlan Branwell) bakımı tek başına kalan babayada düştü. Çocukların yetiştirilmesi, memleketi Cornwall’ı bırakıp aile ile birlikte Howart’a yerleşen halaları Elizabeth Branwell tarafından desteklenmişti.

1824’te Charlotte ve Emily, ölümlerinden önce ablalarıyla birlikte Lancashire ilçesindeki Cowan Köprüsü köyündeki Clergy Daughters’ School’a gittiler. Okulun ücreti yüksekti, yemekleri cezbetmiyordu ve disiplini zorlayıcıydı. Charlotte, uzun yıllar sonra Lowood Enstitüsü’nün ince üniforması altında Jane Eyre‘de okulu kınadı -belki abartarak- ve müdür olan Başrahip William Carus Wilson, romanda Mister Brocklehurst’a denk olarak kabul edildi.

Charlotte ve Emily, 1825’in haziran ayında eve döndüler ve beş yıldan uzun bir süre Brontë kardeşler burada oyunlar oynadılar, yazdılar, birbirlerine romantik hikâyeler anlattılar ve yaratıcı oyunlar icat ederek hem evde hem de Yorkshire’nin ıssız kırlarında eğlendiler.

1831’de Charlotte, Huddersfield civarlarında Roe Head’deki Miss Wooler’in okuluna gönderildi ve bir yıl kaldı. Geçirdiği bu sürede ömürlük bir arkadaşlık kurdu. Arkadaşlarından biri olan Ellen Nussey ile yazışmaları ölümüne kadar devam etti ve şu an hakkında bilinen çoğu bilgi de bu sayede ortaya çıkarıldı. 1832’de kardeşlerine de öğretmek için eve dönse de 1835’te Roe Head’e öğretmen olarak geri döndü. O, ailesinin konumunu geliştirmek istiyordu ve bu amaç için çalışmak içindeki tatmin edilemeyen enerjinin tek çıkış yoluydu. Bunun yanında kardeşi Branwell bir ressam olarak kariyerine başlamıştı ve ailenin geçinmesine destek olmak bir zorunluluk haline gelmişti. İş ise kaçınılmaz kısıtlamalarıyla Charlotte’a tatsız geliyordu. Tüm bunların sonunda yatağa düştü ve kendisini melankolinin içinde buldu. 1838 yazında nişanı sona erdirildi.

1839’da Charlotte, bir arkadaşının abisi olan Reverend Henry’den ve birkaç ay sonra başka bir genç rahipten gelen evlilik teklifini reddetti. Aynı zamanda Charlotte’ın amacı yetenekleriyle elinden gelenin en iyisini yapmak ve Branwell’in Rawdon’daki Upperwood House’da mürebbiye olarak birkaç ay daha kalma isteğini karşılayabilmekti. Branwell’in yazma ve resim yeteneklerine entelektüel donanımı ve sosyal cazibesi de eklenince kendisi için parlak bir gelecek vadediyordu ancak kardeşi dengesiz, iradesiz ve çabuk öfkelenen biriydi. Bu yüzden sıklıkla iş değiştirip alkol ve afyona sığındı.

Aynı zamanda kız kardeşleri hep birlikte halaları tarafından finanse edilecek  bir okul açmayı planlıyorlardı. 1842’nin Ocak ayında Charlotte ve Emily Fransızcalarını ve bunu takiben Almancalarını geliştirmek için öğrenci olarak Brüksel’e gitmişlerdi. Yetenekleri ile iyi bir öğretmen ve sıra dışı sezgileri olan bir adam olan Constantin Héger’in dikkatlerini çektiler. Teyzesinin ölümü üzerine eve kısa bir yolculuk yaptıktan sonra Charlotte hem öğrenci hem de öğretmen olarak Brüksel’e döndü.

1843 yılının hepsini orada geçirdi ancak yalnızdı ve kederliydi çünkü arkadaşları Brüksel’den ayrılmıştı. Ayrıca Héger’in eşi kendisini kıskanmaya başlamıştı. Charlotte’ın Héger’le arasındaki ilişkinin doğası kendisinin anladığı kadarıyla çok tartışılıyordu. Héger, Charlotte’nin tanıdığı en ilginç kişiliğe sahipti ve kendisinin yeteneklerini sezmiş hatta onları uyandırmıştı. Onun güçlü ve ayrıksı karakteri Charlotte’ın hem mizah anlayışına hem de duygularına hitap ediyordu.  Her ne kadar ona tutkulu bir bağlılık teklif etse de Héger onun duygularını bastırdı.

Charlotte’nin dönüşünden sonra ona yazdığı mektupların aşk mektubu olarak tanımlanması oldukça mümkündür. Héger, bu mektupların yanlış anlaşılmalara yol açabileceğini belirtince Charlotte yazmayı bıraktı ve duygularını disipline etmek için içine kapandı. Ancak Charlote’nin Brüksel’deki deneyimi yarıda kalmıştı ve gelişimi için kritik bir öneme sahipti. Bu olayların ardından sıkı bir edebî eğitim aldı, kendi doğasının kaynaklarının farkına vardı ve tüm romanları için çeşitli durumlarda işine yarayacak materyaller topladı.

1844’te Charlotte’ın babasının zayıfllayan gözleri yalnız kalmasını engellediğinden, kendisi için uzun zamandır öngördüğü bir okul açmaya girişti. Prospektüsler yayınlandı, ancak hiçbir öğrenci Haworth’ın uzaklığını göze almadı.

1845’in sonbaharında Charlotte, Emily’nin birkaç şiirine rast geldi ve bu keşif Currer, Ellis ve Action Bell’in Şiirleri’ni -bir diğer değişle Charlotte, Emily ve Anne’nin Şiirleri’ni doğurdu. Takma adların gizliliği korumak ve okuyucuların kadın isimlerini gördüklerinde takınacakları ön yargılı tutumlardan kaçınmak için kullanıldığı tahmin ediliyor. Kitap masrafları kendilerine aitti. Yalnızca birkaç yorum alınmış ve iki nüshası satılmıştı. Yine de onlar için bir fırsat açılmış olmuştu ve bunun yanına yazdıkları üç romanı da koymaya çalışıyorlardı.

Charlotte, Profesör Hikâyesi romanını yayınlamaya çalışırken başarısız olmuştu ama 1846’nın ağustosunda, göz ameliyatı için giden babasıyla birlikte Manchester’da kalırken yazmaya başladığı Jayne Eyre: Bir Otobiyografi‘yi bitirmeye çok yaklaşmıştı. Profesör’ü reddeden Smith, Elder ve Company, içinde daha fazla olay ve heyecan barındıran üç ciltli bir romanı düşünmeye istekli olduklarını açıkladığında derhal tamamlayıp sundu. Bunun ardından sekiz haftadan kısa bir süre içinde Jayne Eyre kabul edildi ve yayınlandı, hatta kardeşlerinin o yıl içinde yayınladıklarından çok daha büyük ve hızlı bir başarıya ulaştı.

Bu olayları takip eden yıllar, trajik olanlardı. 1848 ekim ayında Branwell, aralıkta Emily ve 1849 mayısında ise Anne öldü. Charlotte biraz ruhsuz bir karakterle Shirley Hikâyesi’ni tamamladı ve hikâye ekimde yayınlandı. Takip eden yıllarda Londra’ya bir yayıncının misafiri olarak üç defa gitti, orada yazar William Makepeace Thackeray ile tanıştı ve George Richmond tarafından bir portresinin yapılması için modellik yaptı. 1851’de yazar Harriet Martineau ile birlikte Manchester’de kaldı ve daha sonra da biyografisini yazacak olan Elizabeth Gaskell’i ziyaret edip onu Haworth’ta da ağırladı. Villette 1853 yılının ocak ayında yayınladı. Aynı dönemde 1851’de Smith & Elder şirketinin bir üyesi olan James Taylor’dan aldığı üçüncü evlilik teklifini reddetmişti.

Babasının kilisedeki yardımcısı, bir İrlandalı olan Arthur Bell Nicholls (1817-1906), Charlotte’nin dördüncü talibiydi. Babasının rızasını almaları çok uzun sürse de 29 Haziran 1854’te Haworth Kilisesinde evlenmişlerdi. Balayılarını İrlanda’da geçirdikten sonra Haworth’a geri döndüler ve kocası önceden söz verdiği gibi babasının  yanında kilisede çalışmaya devam etti. Arthur Charlotte’ın entelektüel hayatını paylaşamıyordu ancak Charlotte olduğu kişi için sevilmekten ve onun eşi olarak kendisine düşen işleri yapmaktan memnundu. Yeni bir hikâye olan ve şu an elimizde birkaç sayfası kalan Emma’ya başladı. Kitabın sonu gelemeden yorucu bir hastalıkla geçirdiği hamilelik yüzünden 1855’te vefat etti.

Hayatı boyunca yazdığı mektupların üç ciltten oluşan derlemesi, Charlotte Brontë’nin Mektupları, editörlüğü Margaret Smith tarafından yapılıp 1995-2004 arasında basıldı.

Jane Eyre ve Diğer Romanları:

Charlotte’nin ilk romanı olan Profesör, genç kızlığının şımarıklığına olan doğrudan bir tepkiyi gösterir. Brüksel’deki özel İngilizce öğretmeni tarafından ilk ağızdan anlatıldığına göre kitap Charlotte’ın  farklı cinsiyetlere dağıtılmış roller ile ilgili deneyimlerine dayanıyormuş.

Jane Eyre’de bol miktarda hiciv ve kuru, doğrudan ifade olsa da, Charlotte’ın kitabın başarısına olan inancı oldukça yoğundu çünkü karakterinde bir düşünce ve duygu kadınının sevgi arayışını sundu, yarattığı bu karakterin ancak yüksek öz saygı ve ahlaki inanç çağrısı ile feragat edebildiğini gösterdi.

Kitabın anlatıcısı ve ana karakteri Jane Eyre, aşık olduğu Byronic ve esrarengiz bir işveren olan Bay Rochester’in gözetimi altında yetim bir  mürebbiyedir. Aşkı karşılıklıdır ancak evlilik günü geldiğinde Rochester’in zaten evli olduğu, çıldırmış ve yoldan çıkmış eşini konağın çatı katına sakladığı ortaya çıkar. Jane onu terk eder ve yoksulluk çekmeye başlar, ardından bir kasabada öğretmen olarak iş bulur. Jane, Rochester’in eşini kendi başlattığı yangından sakatlayıp kör ederek kurtardığını öğrenir ve onu arayıp bulduktan sonra onunla evlenir.

Hikâyede melodramatik nahiflikler var ve Charlotte’ın yüksek retorik pasajları modern tada pek çekici gelmiyor ama okuyucuya tutunmasını sürdürüyor. Kitap bir otobiyografi olduğunu iddia ediyor ve birinci ağızdan yazılmış olması da bunu destekliyor. Ancak Jayne Eyre’nin Lowood izlenimleri dışında otobiyagrafi Charlotte ile bağdaşmıyor. Kişisel deneyimler, çok farklı kaynaklardan gelen önerilerle kaynaşmış ve Külkedisi teması da Samuel Richardson’ın Pamela’sından gelmiş olabilir. Olaylar dikkatli bir şekilde yoğurulduğu ve görünüşe göre Gateshead Hall’a dönüş gibi bölümlerin, Jane’in karakterinin tam ifadesiyle ve ahlaki aşk üçgeni, bağımsızlık ve bağışlama teması için gerekli olduğu görülür.

Shirley romanında Charlotte melodramdan ve tesadüflerden kaçınmış, ufkunu geniş tutmuştur. Maria Edgeword ve Sir Walter Scott’ı yerel yazarlar olarak bir kenara bırakırsak Shirley romanı Yorkshire’deki karakterlerine, kilisesine, kumaş işçilerine ve babasının gençlik zamanlarına odaklanan ilk bölgesel ve İngilizce yazılmış romandır. Ayrıca sağlam ama oldukça hevesli bir feminizmi de içinde barındırıyordu.

Charlotte, Villette’de Brüksel’e ait ayrıntıları ve Shirley’de kullanılmayan kahraman anlatıcı tekniğini  tekrarlamıştı, bunun yanında karakterler ve olaylar büyük ölçüde insanlara ve Heger pansiyonundaki hayata göre değişiyordu. Bu arka plana karşı, mutlu ve tüm kalbiyle seven bir kadınla tezatlaşan coşkun ve isteklerinden mahrum kalmış bir kalbi yerleştirdi.

Charlotte’nin romanlarının yarattığı etki Uğultulu Tepeler’inkinden çok daha doğrudandı. Romantizim ve satirik gerçekçilik kombinasyonu o yüzyıldaki bütün kadın yazarlar tarafından kullanıldı. Onun verimli yenilikleri, bir çocuğun veya genç bir kadının duyarlılığı, lirizmi ve bir kadının bakış açısından sevginin resmi aracılığıyla bir masalın sunulmasıydı.

KAYNAK:
Joyce M.S. TompkinsThe Editors of Encyclopaedia Britannica

https://www.britannica.com/biography/Charlotte-Bronte

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir