Meyveler, Çiçekler ve Ölüm: Sanat Tarihinde Natürmort

Natürmort, sanat tarihinde en çok tekrarlanan ve en çok bilinen temalardan birisidir. Bu konular genellikle meyveler, görkemli çiçek buketleri, etli yemek şölenleri gibi cansız nesnelerin ya da enstrümanlar, kitaplar ve mücevherler gibi insan yapımı nesnelerin  temsilidir. Sergilenen unsurların ya da bir sembol olarak varlık ve güç zenginliğini göstermeyi istemenin ötesinde, natürmortların daha felsefi bir tarafları da olabilir, zaman akışının anlatımı haline gelebilirler.

Jan van Huysum, Meyve Parçası, 1722, J. Paul Getty Museum, Los Angeles, CA, ABD

Tarihi Kökenler

Natürmortların ilk örneklerini, Klasik Roma’da bulabiliriz. Bugün, Pompeii duvarlarında fırınların ya da ekmek ambarlarının reklamları niteliğinde yemek tasvirlerinin örnekleri vardır. Bazı Domuslar (tipik Roma evleri) ya da villalar da yemek freskleri ve mozaiklerle dekore edilmiş. Bazı durumlarda, bu meyve sepetlerinin ya da diğer gıda maddelerinin görüntüleri tanrılara adak teklifleri olabilir.

Pompei’deki Roma Freski,cam kase meyveler ve vazolar, MS 70, Ulusal Arkeoloji Müzesi , Napoli, İtalya.

Natürmort 17. Yüzyılda Yükselişe Geçti

Orta çağda bazı natürmort taklitleri bulsak da, bu türün büyümesi 17. yüzyılda, özellikle de Hollanda ve İspanya’da gerçekleşmiştir. Aslında, “still leven” (still life) terimi, yani “cansız yaşam” terimi Hollanda’da ortaya çıktı. Bunun nedeni, çizilen bu tablolar duran ya da duraklatılan bir anın temsilidir.

Natürmort başlangıçta daha önemsiz bir tür olarak kabul ediliyordu, fakat daha sonra burjuvazinin en gözde türü haline geldi. Hollanda gibi bazı Protestan ülkelerde, zengin sınıfa ait insanlar bu tabloları yemek ve oturma odalarında dekor olarak kullandılar. Avrupa burjuvazisinin ekonomik genişlemesi ve uluslararası ticaretin yükselişiyle aynı zamana denk gelen natürmortlar, üst sınıfın alım gücünün ve zenginliğinin sadık bir tanığı oldu. Ayrıca bu tablolar, egzotik meyvelerin ve hayvanların Avrupa’ya girişini de yansıtıyor. Natürmort türünün evrimi, doğayı incelemek için hümanistik ve bilimsel bir gönüllülükle de örtüşmektedir. Bu türün başlıca örneklerinden biri de, 17. yüzyılın ilk yarısında Anvers’de çalışmış Hollandalı ressam Clara Peeters, gerçeği muhteşem ayrıntılarıyla yakalama konusundaki yeteneği ile tanınmıştır.

Clara Peeters, Natürmort meyve, ölü kuşlar ve maymun, 1620, özel koleksiyon. Vikipedi (kamu malı)

Bu tür ayrıca 17. yüzyıl İspanya’sında da oldukça gelişmiştir. İspanya’da bu türün en büyük temsilcilerinden biri de Francisco de Zurbarán’dır. Onun çalışmaları; eserin basitliği, günlük eşyaların hiper gerçeklik kullanılarak yorumlanması, ve Barok tarzına özgü ışık ve gölge oyunu ile dikkat çekmiştir.

Francisco de Zurbarán, Tencereli natürmort, 1650, Katalan Ulusal Sanat Müzesi, Barselona, İspanya

Öleceğini Hatırla

Fakat natürmortlarda olan yalnızca yemyeşil doğa veya savurgan şölenler değil. Bu tür yakın zamanlarda “vanitas” türüne evrilmiş durumda. Bu mecazi tema, ölümü kaçınılmaz şekilde daha da yakınımıza getiren zamanın acımasız akışına gönderme yapmaktadır. (Evet, çok sevindirici!) Yakında solmuş olacak çiçekler, bize zamanın geçiciliğini ve kısalığını hatırlatıyor. Eserlerde karşımıza çıkan para, enstümanlar veya mücevherler gibi nesneler de arkamızda bırakacağımız işe yaramaz eğlencelerimizin sembolüdür. Buna bir örnek, İspanyol ressam Antonio de Pereda’nın Şövalye’nin Rüyası adlı bir sanat çalışmasıdır. Saat zamanın akışını gösterirken mücevherler ve bozuk paralar yanımıza alamayacağımız dünyevi mal mülkleri ifade eder. Maske; dünyayı, perdeleri indiğinde biten bir oyun gibi yorumlayan Barok kavramı “dünya tiyatrosu”na atıfta bulunmaktadır. Eserde en çok tekrarlanan element olan çiçekler, zamanın geçiciliğine işaret etmektedir. Ve yine kafatası, hem zenginler hem de fakirler için eşit olan ölümün varlığını hatırlatmaktadır. Tabloda ayrıca, hayatın kırılganlığını gösteren söndürülmüş bir mum vardır. Bu türdeki çalışmaların ahlaki bir görevi vardı ve bu göreve “öleceğini hatırla” anlamındaki Latince klişe bir söz olan “memento mori” eşlik ediyordu.

Antonio de Pereda, Şövalye’nin Rüyası, 1650, San Fernando Güzel Sanatlar Kraliyet Akademisi, Madrid, İspanya

Bir Elmayla Paris’i Fethetmek İstiyorum!

Bu ifade Fransız sanatçı Paul Cézanne’ye aittir. Ve gerçekten de Paris’i bir elmayla afallatarak bu amacına ulaşmıştır! Cézanne, bunu 19. yüzyılın sonunda yenilikçi ressamlığa yeni bir yol açarak başarmıştır. Gösterilen natürmort; konunun ötesinde, Cézanne’ye resimsel araştırmanın bir bahanesi olarak hizmet vermiştir. Bu yüzden, bu natürmort görsel algı, düzlemlerin analizi ve tablonun iki boyutluluğunu vurgulaması üzerine bir araştırmadır. Ve böylece, Georges Braques ve Pablo Picasso gibi 20. yüzyılın kübistlerinin yolu açıldı. Bu yenilikçi ressamlar, Barok ustlarından çok farklı olmalarına rağmen natürmortlar da çizdiler.

Paul Cézanne, Elma Sepeti ile Natürmort, 1890-94, Şikago Sanat Enstitüsü, Şikago, Illinois, ABD
Pablo Picasso, Gital ile Natürmort, 1942, özel koleksiyon, Viki art

Bonus!

Natürmortlar da modern sanatta mevcut bir temadır. Kavramsal sanat da bu konuyu ifade etmek istiyor. Aşağıdaki parçada, genelde natürmortları oluşturan unsurların analizini görebiliriz. Katalan sanatçı Fina Miralles’in bu natürmortundan daha gerçekçi ve aynı zamanda da geçici başka ne olabilir?

Fina Miralles, Natürmort, Katalan Ulusal Sanat Müzesi, Barselona, İspanya

Kaynakça: https://www.dailyartmagazine.com/still-lifes-in-art-history/

Bir Yorum Yazın