Realizm (Gerçekçilik) Sanat Akımı Nedir?

Gerçekçilik (realizm) birçoklarınca modern sanatın başlangıcı kabul edilir. Esasen bunun başlıca nedeni Gerçekçilikte günlük yaşam ve modern dünyanın sanat için uygun konular olabileceği inancıdır. Felsefi olarak Gerçekçilik, modernizmin ilerici hedeflerini kucaklamış, değer ve inançların geleneksel sistemlerinin yeniden incelenmesi ve devrilmesiyle yeni gerçeklerin arayışında olmuştur.

Resim, görülen biçimlerin bir tasviridir. Gerçekçiliğin özü, onun ideali reddetmesindedir.

Gerçekçilik Nedir?

Hiçbir zaman kolay anlaşılamamasına rağmen, Aydınlanma Çağı ve Sanayi Devrimi’nin ardından gelen modası geçmiş sanat, edebiyat ve sosyal örgütlenme biçimlerini reddeden Gerçekçilik, sanattaki ilk modern hareket kabul edilir. 1840’larda Fransa’da başlayan Gerçekçilik, sanatı oluşturan kavramları genişleterek resimde devrim yaratmıştır. Devrim ve geniş çaplı sosyal değişimlerin hakim olduğu kaotik bir çağda çalışan gerçekçi ressamlar, toplumdaki mesafelere, ihtişamlı tarih resimlerine ve alegorilere verilen önemi kullanarak geleneksel sanatın idealist imgelerini ve edebi kavramlarını gerçek hayattaki olaylarla değiştirdiler. Gerçekçi ressamların günlük yaşamı tablolarına yansıtma tercihleri sanat ve yaşamı birleştirme arzularının bir tezahürüydü ve perspektif gibi resim tekniklerini reddetmeleri modernizmin 20. yüzyıldaki tanımlarına yön verdi.

Ana Fikirler ve Başarılar

Gerçekçilik 19. yüzyılda hayatın toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel olarak nasıl yapılandığı konusuyla meşgul olmuştur. Bu çaba hayattaki rahatsız edici anların cesur, bazen ‘çirkin’ tasvirlerine ve yüksek sanatın yüce güzellik idealine adeta meydan okuyan karanlık, toprak rengi renklerin kullanımına yol açmıştır.

Gerçekçilik gelenekleri açıkça reddeden ve yenilikçi ilk sanat hareketidir. Gerçekçi ressamlar sanat dünyasını etkileri altına almış olan burjuvazi ve monarşi mensuplarının toplumsal örf ve adetlerini hedef almışlardır. Eserlerini resmi Sanat Akademisi’nin salonlarında sergilemeye devam etmelerine rağmen, burada eserlerini meydan okurcasına göstermek için bağımsız sergiler düzenlemekten öteye gitmediler.

Sanayi Devrimi’nin sonucunda çok hızlı şekilde gelişen gazete baskıları ve kitle iletişiminin ardından, Gerçekçilik sanatçılara yeni bir kavram olan kişisel yayıncılığı kazandırmıştır. Gustave Courbet, Édouard Manet ve diğer sanatçılar kasıtlı olarak tartışmalara yol açmışlar ve medyayı, günümüz sanatçılarının da yaptığı gibi şöhretlerini geliştirmek için kullanmışlardır.

Gerçekçiliğin Doğuşu

Gustave Courbet, Ornans’ta Cenaze (1849-51) eserinde ‘’400 kiloluk belediye başkanını, papazı, sulh hakimini, haç taşıyan kişiyi, noter Marlet’yi, başkan yardımcısını, arkadaşlarını, babasını, kilise korosu üyelerini, mezar kazıcıyı ve iki eski devrimciyi’’ büyük amcasının cenazesini tasvir etmek için resmettiğini söylemiştir. Bu eser onun gerçekliğidir. Eser sergilendiğinde öyle büyük bir etki yaratmıştır ki bu Gerçekçilik akımının başlangıcı olmuştur. Courbet daha sonra ‘’Ornansta Cenaze aslında Romantizmin cenazesiydi’’ diyecektir.

Akımın Gelişim Süreci

Honore Daumier, Transnonain Caddesi, 1834

Nisan 1834’te Louis Philippe I’in hükümdarlığına karşı ayaklanma kaynama noktasına ulaşmıştı ve işçi sınıfı mahallesinde çıkan isyan sırasında bir polis memuru öldürülmüştü. Buna karşılık, hükümet güçleri misilleme olarak katilin saklandığına inanılan binanın sakinlerini vahşice katletmişti. Transnonain Caddesi tablosu ile Daumier, hükümetin aşırı derecede orantısız karşılığının ardından ölen çocuğunun üstünde yatan silahsız bir sivilin cesedine odaklanan duygusal olarak kışkırtıcı bir görüntüyle hükümetin aşırılığını ortaya koymuş oldu.

Gustave Courbet, Ornans’ta Cenaze (1849-51)

Ornans’ta Cenaze ile Courbet adını Realist hareketle eş anlamlı hale getirmiştir. Courbet doğduğu kasabadaki basit bir kırsal cenaze törenini tasvir ederek birkaç şey başardı. İlki, geleneksel olarak tarih resmine ayrılmış bir ölçekte bilinmeyen insanlarla (her katılımcıya kişiselleştirilmiş bir portre verilir) sıradan bir konunun resmini yaptı. İkincisi, hizmetin ötesinde herhangi bir manevi değerden kaçındı; El Greco’nun Kont Orgaz’ın Mezarı (1586) ile karşılaştırılan tablo, El Greco’nun İsa ve semavat tasvirini dışarıda bırakır. Üçüncüsü, Courbet’in cesur tasviri, Paris’in modaya uygun Salon müdavimlerine ülkedeki yeni siyasi eşitliklerini gösterdi. Courbet kendi tablosu için “Ornans’ta Cenaze, aslında Romantizmin cenazesiydi” dedi ve giderek daha modern bir dünya için yeni bir görsel akım açmış oldu.

Jean-François Millet, Toplayıcılar (1857)

Fransa’nın kırsal kesim sakinlerini öven resimlerden oluşan bir “üçlemenin” parçası olan Toplayıcılar‘da tasvir edilen durum, Fransız toplumundaki kadınlar için belki de en düşük çalışma biçimlerinden biridir. Hasattan sonra kadın köylülerin tarlaları arayıp taramalarına izin verilen bu uygulamada, köylüler yiyecek için eve götürmek üzere geride bırakılan tahıl parçalarını “toplayarak”; saatler süren kambur iş sonucunda genellikle az miktarda yemekle ödüllendirilirdi. Millet’nin tablosunda, kırsal kesimdeki yoksulların içinde bulunduğu kötü duruma dikkat çektiği anlaşılmaktadır. Yine de Millet’nin kadınları toprağa görsel olarak aittir, eğilmiş bedenleri ufka bakar, sessiz bir haysiyet ve aidiyet duygusu gösterir. Konusunun resmedildiği sakin sıcaklığa rağmen Millet, tablonun sömürülen bir işçi sınıfının şiddet içeren Sosyalist devrimi olasılığıyla ilgili güncel endişelere değindiği zengin bir sanat camiasından Toplayıcılar için yoğun eleştiriler aldı.

Édouard Manet, Kırda Öğle Yemeği (Luncheon on the Grass), 1863

Kırda Öğle Yemeği tablosu Manet’nin en tartışmalı eserlerindendir. Bu tablo isyandı, özgürlüktü, yeni bir sanat anlayışı, hayatın ta kendisiydi. 1986 yılında Salon’a sunulan bu eser provokatif bulunduğu gerekçesiyle reddedildi. Manet’nin bu tablosu ile beraber diğer iki eseri, 3. Napolyon tarafından kurulan Salon des Refusés sergisine kabul edildi. Fransızca “Reddedilenlerin Sergisi” anlamına gelen bu sergide Salon tarafından reddedilen eserler sergileniyordu. Salon o zamana kadar 2000’den fazla eseri reddetmişti. Fransız yazar Emile Zola, Manet’nin eserlerine dair şu destekleyici ve bilge sözleri etmişti:

“Manet, en nadide eserlerinden biri olan Kırda Öğle Yemeği’nde, her ressamın hayali olan şeyi yapıyor: bir manzara eşliğinde doğal bir zemine yerleştirilmiş figürleri resmetmek. Ressamın bu zorluğun üstesinden nasıl geldiğini ise biliyoruz. Tabloda yapraklar, ağaç gövdeleri ve arka panda kombinezonlu bir kadının banyo yaptığı bir ırmak, ön planda ise ırmaktan henüz yeni çıkmış ve açık havada çıplak tenini kurutan bir kadın ile yanında oturmuş iki genç adam var. Bu çıplak kadın bir tuval üzerinden bile toplumda bir skandal yarattı. Aman Tanrım! Ne büyük ahlaksızlık! İki giyinik adamın yanında tamamen çıplak bir kadın! Hiç görülmemiş bir şey. Bu düşünce yapısı berbat bir hata. Louvre’da giyinik ve çıplak insanlardan oluşan elliden fazla tablo var.”


Çeviren: Abdulkadir Bekdemir

Kaynakça: https://www.theartstory.org/movement/realism

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir