Sanatta İz Bırakan 15 Kedi

Eğer siz de bizim gibi bir kedi âşığıysanız bu tablolara bayılacaksınız! Bazılarında başrol kedilerken bazılarında ikinci plandalar. Ancak biz biliyoruz ki onlar her zaman ön plandadır. Ormanın kralı aslansa, evin kralı/kraliçesi de kedilerdir.

Louis Wain – Bekarlığa Veda

Louis Wain, Bekarlığa Veda, 1939, özel koleksiyon. Bonhams.

Louis Wain ve kedileri üzerine roman bile yazılır, benden söylemesi. En ünlü İngiliz illüstratörlerden biri olan Wain 1860 doğumlu. Antropomorfik (insan biçiminde) kedi portreleriyle ünlendi. İngiliz yazar H.G Wells’in de dediği gibi “Bir kedi stili, bir kedi topluluğu ve bir kedi dünyası yarattı.” Şöyle ki Wain’in mental bir hastalığı vardı ve muhtemelen şizofrendi. Bu yüzden kedilere karşı takıntılı olması pek muhtemel. Kedilerle alakalı her şeyin başı haline gelmiş ve üstelik Ulusal Kedi Kulübü’nün de başkanı seçilmiştir. Kedi müsabakalarında jüri olmuş ve birçok hayvan yardım kuruluşlarına dahil olmuştur. Yaklaşık 30 sene boyunca çalıştığı süre zarfında bazı seneler, yüzlerce çizim yapmıştır.

Franz Marc – Beyaz Kedi

Franz Marc, The White Cat, 1912, Kunstmuseum Moritzburg Halle, Halle (Salle), Almanya.

Franz Marc, hayvanları (at, köpek ve tabi ki kedi) muhteşem renklere boyamasıyla tanındı. 1911-12’de Marc kedileri doğal halinde çizdiği resimleri sergiledi. Bazı meşhur kedi resimlerinde kedileri sarı bir yastık, kırmızı bir kumaş parçası üzerinde, bir sepetin içinde bulunduruyor. Marc’a göre hayvanlar saflığın, gerçekliğin ve güzelliğin sembolleridir. Resimlerinden biri mavi ve sarı iki kediden oluşuyor. Mavi ruhaniliği ve maskülenliği; sarı ise feminen mutluluğu; kırmızı ise şiddeti temsil ediyordu.

Hiroshige II – İple Oynayan Beyaz Kedi

Utagawa Hiroshige II, İple Oynayan Beyaz Kedi, 1863, Minneapolis Sanat Enstitüsü, Minneapolis, ABD.

Bu tablo alışılagelmedik bir baskı resmi. Hiroshige II, ustası Hiroshige’nin bu tarzını ve tasarımlarını yakından takip ederdi. Bu baskı Hiroshige II’nin kendine özgü yaklaşımını yansıtıyor. Sanatçının bir ev kedisini yakından gözlemini gösteren bu kedi tablosu cesur ve minimal bir şekilde tasvir edilmiş. Bu tatlı, tombul, beyaz ve kısa kuyruklu kedi mavi bir ipi ısırıyor. Yerden destek alan ayaklarıyla zıplamaya hazır gözüküyor. Eğer bir kediniz varsa bu yüzü epey iyi biliyorsunuzdur.

Suzan Valadon – Raminou

Suzanne Valadon, Raminou, 1920, özel koleksiyon.

Suzamme Veldon Fransız ressam ve modeldi. 1894’te Ulusal Güzel Sanatlar Komitesi’nin (Société Nationale des Beaux-Arts) ilk kadın ressamı olarak kabul edildi. Valadon natürmort, portre, çiçek ve manzara resimleri resmetti. Bu resimler, güçlü kompozisyonları ve canlı renkleri ile dikkat çekiyor. Bunların yanında, en çok çıplak kadın tasvirleriyle tanınmıştı. Çünkü kadın vücudunu kadın gözünden gösteriyordu. Kendisi de bir kedi âşığıydı ve sık sık kedilerini resmederdi. Özellikle de favorisi olan Raminou’yu.

Marc Changall – La Poeté

Marc Chagall, La Poete, 1949/50

Modernizmin öncülerinden ve usta Yahudi sanatçı olarak tanınan Marc Chagall, Modernizmin “Altın Çağ”ını Paris’te yaşadı. Burada Kübizm, Sembolizm, Fovizm ve Sürrealizm gibi sanat türlerini birleştirdi. Yaşamı boyunca çalışmalarında tipik motifler ve konular kullandı. Köy manzaraları, köylü yaşamı ve Yahudi köyünün sıcak minik dünyasının yansıması olan bu resimler hayalleri ve gerçek olmayan bir tavrı sergiliyordu. Kediler genelde Changall’ın fantastik karakterlerini vurgulamaya yardımcı oldu ve birçoğunda da esas rolü oynadı. Genellikle kediler şairlerin, müzisyenlerin ya da kadınların yandaşları olurlardı.

Pablo Picasso – Kedi Kuşu Yakalıyor

Pablo Picasso, Kedi Kuşu Yakalıyor, 1939, Picasso Müzesi, Paris, Fransa.

Picasso’nun Kedi Kuşu Yakalıyor’u 1939 yılında iki farklı versiyonda oluşturuldu. Bu yılın önemi savaşın patlak vermesinden bir sene sonra oluşuydu. Picasso şöyle söylemişti: “Konu beni kendine kenetledi. Nedendir bilmem.” Kuş kendini zalimden umutsuzca kurtarmaya çalışıyor. Arka tarafın öne çıkmaması sayesinde dehşet gözler önüne seriliyor. Günlük bir meselenin kıyametsel bir hale gelmesini görüyoruz bu tabloda. Kedi, kuşu öldürmeyi olabildiğince erteliyor. Bu süreç ne kadar uzarsa, o kadar mutlak güce sahip oluyor.

Min-Zhen – Kara Kedi

Min Zhen, Kara Kedi, 18. yüzyıl, Princeton Üniversitesi Sanat Müzesi, Princeton, ABD.

Picasso’nun kedisi zalimdi. Şimdi de sıra şapşik bir tane de! Min Zhen Çinli ressam ve kaşe oyucusuydu. Jiangxi’de doğmuş ve ömrünün büyük bir kısmını Hubei’de geçirmiştir. Erken yaşlarda yetim kalmıştı. İnsan figürleri resmetmekle ve zaman zaman parmak boyası yapmakla hatırlanır. Bazen de Yangzhou’nun Sekiz Eksantrikleriyle bağdaştırılır. Bu, 18. yüzyılda aktif olan Çinli ressamların oluşturduğu bir gruptu. Qing Hanedanlığı’nda, resimle ilgili Ortodoks fikirleri reddetmişler bu nedenle anlamlı ve bireyci görünmüşlerdir.

Bu tombul kedi hakkında bir bilgi bulmak epey zordu. Ancak belki pek yorum yapmaya da gerek yoktur. Dünyadaki bütün kedi mamalarını yemiş ve mutlu bir kedi o.

Henriëtte Ronner-Knip – Kedi Oyun Oynuyor

Henriëtte Ronner-Knip, Kedi Oyun Oynuyor, 1860 – 1878, Rijksmuseum, Amsterdam, Hollanda.

Henriëtte Ronner-Knip, ressamlarla dolu bir ailede Amsterdam’da dünyaya geldi. Öncelikli olarak kedileri, evcil kedileri resmetmesiyle tanınıyor. Evcil hayvanların resimleri, Viktorya döneminin zengin burjuvaları arasında epey popülerdi. Yaptığı kedi resimlerinin pek çoğu evde yaramazlık yapan kedileri konu alıyor ve belli ki Ronner’ın favorileri de bunlardı. Çoğu zaman duygusal olan bu tasvirler, resimlerin mecazi anlam sunmasına fırsat tanıyor ve sadece kedilere odaklanıyordu. Çizdiği kedileri arzulu bir şekilde ve samimiyetle çalıştı. Hatta o kadar ileriye gitti ki kedileri için hoplaya-zıplayabilecekleri, uyuyabilecekleri ve çeşit çeşit yaramazlık yapabilecekleri bir camekân inşa etti.

Bart van der Leck – Kedi

Bart van der Leck, Kedi, 1914, Kröller-Müller Müzesi, Otterlo, Hollanda.

Bart van der Leck, öncelikle De Stijl dergisinin kurucusu olarak bilinir. 1916’da Piet Mondrian gibi o da çalışmalarında radikal soyutlama ve başlıca sarı, kırmızı ve mavi renklerini kararı aldı. Bu seçim öncesinde yeni bir görsel tarz arayışındaydı. Louvre’daki klasik Mısır sanatı, Paris’e olan bir gezisinde van der Leck’i etkiledi. Bundan ilham alarak keskin bir şekilde belirlenmiş formlarda ve canlı renklerde bir tarz ortaya koydu. Haliyle, Kedi’de, van der Leck hem yandan hem de profilden tasvir etti ve sadece siyah, beyaz, kırmızı ve turuncu kullandı.

Pierre-Auguste Renoir – Julie Manet (diğer adıyla Kedili Çocuk)

Pierre-Auguste Renoir, Julie Manet (diğer adıyla Kedili Çocuk), 1887, Orsay Müzesi, Paris, Fransa.

Berhe Marisot ve kocası Eugène Manet (ressamın erkek kardeşi), Renoir’ı uzun senelerdir tanıyorlardı. Manetlerin, ressamın yeteneğine olan hayranlıkları 1887’de kızları Juliet’in portresini yaptırmaya ikna etti. Kedi orada ek olarak bulunuyor ama pek de tatlı. Öyle değil mi? Bence söylemeye gerek yok, kedinin bakışları Juliet’inkilerden daha mutlu. Belki Renoir’ın resimlerini beğenmiyordu.

Marguerite Gérard – Kedinin Öğle Yemeği

Marguerite Gérard, Kedinin Öğle Yemeği ya da Genç Kız Kediye Süt Veriyor, 18. yüzyıl sonları–19. yüzyıl başları, Villa Fragonard Müzesi, Grasse, Fransa.

Gérard yağlı boya tabloları ve eniştesi Jean-Honoré Fragonard ile birlikte yaptığı gravürlerle ünlüydü. Belki de o, Gérard’ı kompozisyonlarına kedi eklemeye itmiştir çünkü kendisi de bununla ünlüydü. Bir alanda uzman sanatçı olarak, Gérard samimi ev yaşamıyla ilgili sahneler resmetmeye odaklandı. Diğer kadın sanatçıların aksine, arka planı antik zamanlardan değil de sadece birkaç yüzyıl öncesinin mekânlarını ve kıyafetlerini kullandı. Çoğu resmi analığı ve çocukluğu tasvir ediyor ve bunların pek çoğu da müziğin önemini ve kadınların yoldaşlığını vurguluyordu. Kedi yoldaşlığı da aynı şekilde önemli ve bunu da tablolarında görebiliyoruz.

Pierre Bonnard – Beyaz Kedi

Pierre Bonnard, Beyaz Kedi, 1984, Orsay Müzesi, Paris, Fransa.

Burada Bonnard bir bozukluk kullanarak kedinin sırtının dikleşmesiyle komik bir görüntü oluşturmuştur. Ressam kedinin şekline ve patilerin pozisyonuna karar vermek için epey vakit harcamıştır. Japon sanatından alınan ilham keskin ve asimetrik kompozisyonda görülmekle birlikte konudan da anlaşılabilir. Bu ilhamın Bonnard’ın sevdiği tablolardan geldiğini anlıyoruz. Özellikle Hokusai ve Kuniyoshi’nin eserlerinde kedileri görebiliyoruz. Yazının ilerleyen kısımlarından onlardan da bahsedeceğiz.

Çalışması boyunca Bonnard kedileri kullandığı sayısız eser üretmiş, bazen basit bir detay olarak bazen de az ya da çok görünen kediler resmetmiş bazen de yukarıdaki Beyaz Kedi’de olduğu gibi esas konu olarak kullanmıştır.

Utagawa Kuniyoshi – Tōkaidō’nin Elli Üç İstasyonu Olarak Kediler Önerildi

Utagawa Kuniyoshi, Tōkaidō’nin Elli Üç İstasyonu Olarak Kediler Önerildi, 1850, özel koleksiyon.

Japon çizerin bu üç tablolu resminde tamı tamına elli beş kedi yer alıyor. Biri bir sepetin içine kıvrılmış, birkaçı fare yakalıyor ve diğerleri de balık yiyor. Kuniyoshi bir kedi âşığıydı. Öğretmen olduğunda öğrencileri atölyesinin kedilerin hükmettiğini belirtmişti. Kedilere olan ilgisi işine de yansıdı ve en iyi resimlerinde kedilere yer verdi.  Bazen iyi bilinen hikâyelerde yer alan karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Bazen de etkileyici tablolar olarak gözlerimizin önüne seriliyor. Çoğu zaman Kuniyoshi, Louis Wain gibi kedileri insan benzeri varlıklar olarak tasvir ediyor.

Tōkaidō’nin Elli Üç İstasyonu Olarak Kediler Önerildi, Hiroshige’nin Tōkaidō’nin Elli Üç İstasyonu’na kafa tutuyor. Bu resmin ukiyo-e tarihinin en çok satan tablosu olduğunu da söylememiz gerekir. Şuraya bir de şöyle bir not düşelim: “Doğu Deniz Yolu” güzergahı boyunca elli üç farklı posta istasyonu vardı ve bunlar yolcular için ahırlar, yiyecek ve pansiyonlar sağlıyordu. Kuniyoshi bu istasyonları kedilerle göstermeye karar verdi. Misal verecek olursak 41. Durağın adı Miya’ydı. Bu kelime Japoncadaki oya (親) kelimesine benziyor, anlamı ise ebeveyn. Bu nedenle, istasyon anneleriyle birlikte iki yavruyla tasvir edilmiş.

Théophile Steinle – Chat Noir (Kara Kedi)

Théophile Steinlen,  Chat Noir, 1896, Van Gogh müzesi, Amsterdam, Hollanda.

Le Chat Noir (Kara Kedi), Paris’in bohem Montmartre semtinde 19. yüzyıldan kalma bir eğlence kuruluşuydu. 84 Boulevard de Rochechouart’da impresaryo Rodolphe Salis tarafından 18 Kasım 1881’de açıldı. Salis’in ölümünden kısa bir süre sonra 1897’de kapandı. Bilinen ilk modern kabare* olduğuna inanılıyor.

Théophile Steinlein’ın bu ikonik posteri, en parlak döneminde kısmen sanatçı salonu ve kısmen gürültülü müzik salonu olan bir gece kulübünün reklamını yapıyor. 1882’den 1895’e kadar kabare haftalık çıkan bir dergi yayınladı. Bu dergide edebî yazılar, kabare ve Montmartre haberleri, şiir ve siyasi hicivler yer alıyordu. Günümüzde bu kedinin taklitleri Paris’in herhangi bir yerinden alınabilir.

*Kabare: Müşterilerin alkollü içecekler içip sahnede sergilenen çeşitli eğlenceleri izledikleri bir gece kulübü.

Jeff Koons – Çorabın İçindeki Kedi

Jeff Koons, Çorabın İçindeki Kedi (Turuncu), 1994-2001, 5 özel versiyondan biri. Jeff Koons/Gagosian.

Jeff Koons’u beğenseniz de beğenmeseniz de bu resmin önünden öylece geçemezsiniz. Buradaki fotoğrafta belli olmuyor ama bu tablo kocaman. 312.4×279.4×127 cm büyüklüğünde bir tablodan bahsediyoruz. Koons’a göre bu parça “modern bir çarmıha germe ama aynı zamanda çorabın içinde bulunan tatlı, minik bir kedi. Bunu aynı zamanda bir anne karnı gibi de düşünebilirsiniz. Bu durumda, koruma içgüdüsünü hissedeceksiniz.” Size göre ne olduğuna sizin karar vermeniz gerekir.

Kaynakça: https://www.dailyartmagazine.com/15-cats-in-art/

Merhabalar! Karşınızda bendeniz, Aybüke Sude. Biraz tanış olalım 😊 İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum ve tahmin edersiniz ki okumak benim için ‘sevmek’ten fazlası. Her şey farkında olmakla başlar. Okumak bizi farkında kılar. Hadi hep birlikte tam da burada farkında olalım!

Bir Yorum Yazın