Yayoi Kusama Kimdir? Hayatına ve Eserlerine Bir Bakış

Yayoi Kusama’nın hayatı, insan direnci üzerine bir çalışma olduğu kadar sanatın iyileştirici gücünün dokunaklı bir kanıtıdır. Çocukken akıl hastalığı tarafından rahatsız edilmiş ve duygusuz bir anne tarafından enikonu istismar edilmiş genç sanatçı, halüsinasyonlarını ve kişisel takıntılarını çeşitli bilim dallarında üretken sanatsal çıktı için yem gibi kullanarak sebat etti. Bu, sanatçının içine doğduğu geleneksel, kadınsı Japon kültürü ve erkek egemen New York sanat sahnesinde kariyerinin yaşlanmasına rağmen, ne pahasına olursa olsun yaratıcılığa ömür boyu bağlılık duyduğunu bildirdi. Bugün Kusama, bir akıl hastanesinde gönüllü olarak kaldığı evinden çalışan en eşsiz ve ünlü çağdaş kadın sanatçılardan biri olarak hüküm sürüyor.

Başarılar

Kusama, çocukken halüsinasyonlar görmeye başladığında bu garip olayla başa çıkmanın yolunu çizmekte buldu. Sanatın; onun akıl hastalığını ifade etmesinin bir yolu hâline geldiğini söyler. Bu, en belirgin olarak tekrar eden desenlere dayanan Sonsuzluk Ağı tablolarında ve puantiyeyle (ayrıca bkz: Noktacılık Sanatı) veya minik ışık noktalarıyla dolu ayrıntılı çevreler yarattığı kurulumlarında görülür.

Kusama’nın halüsinasyonları işlemek için sanatı kullanmasıyla aynı şekilde eserlerini kişisel fobileriyle, özellikle babasının zamparalığına şahit olmaktan kaynaklanan seks korkusuyla yüzleşmek için de kullanıyor. Bu, “zorlama” yumuşak heykelleri ve sayısız fallik formlarla kaplı mobilya parçaları aracılığıyla kendini ortaya çıkarır.

Yayoi Kusama, Sonsuzluk Odaları, Tate

Hayatı için savaşmaya olan aşinalığı ve adaletsizliğe karşı davalarda yer alan başkaları için olan merhameti, Kusama’yı 1960’ların hippi kültürü ve feminist hareketi gibi zamanının birçok alt kültürel hareketleriyle kısaca ilişkili olmasına sebep oldu.

Kusama için sanat yapmak temel bir hayatta kalma mekanizması haline geldi. Normatif deneyimin çevresi üzerinde yaşadığı bir dünyanın anlamını kavrayabilmek için yegane aracıydı ve sonuç olarak topluma başarılı bir şekilde asimile olmasına izin veren şey oldu.

Yayoi Kusama, Keder Avizesi 2016/2018. Tate

Yayoi Kusama’nın Önemli Sanatı

Kadın (1953)

Kusama Amerika’ya taşındığında sergilediği ilk eserleri sulu boyalarıydı. Kağıttaki bu ilk eserler, sanatçının çocukken öğretilen geleneksel Japon sanatsal uygulamalarından kurtulduğunu ve özellikle soyutluğa ilişkin Batı sanatsal etkilerini kabul ettiğini gösterdi. Kadın, bu daha önceki soyut eserlerden biridir. Sulu boya resim, yalnız bir biyomorfik formu görünüşte siyah bir boşlukta süzülen merkezde nükteli noktalarla tasvir eder. Form, onu çevreleyen kırmızı dikenlerle kadın cinsel organını andırır. Eserin genel etkisi, Kusama’nın akıl hastalığını ve sekse karşı kaygı ile mücadelesinin izlerini gösteren şekilde yoğun ve tuhaftır.

Kusama, küçük yaşlardan itibaren tek bir desenin görüş alanındaki her şeyi içine alacağı halüsinasyonlar gördü. Kusama şöyle açıklamıştır:

“Bir gün masadaki masa örtüsünün kırmızı çiçek desenlerine bakıyordum ve yukarı baktığımda tavanı, pencereleri ve duvarları ve sonunda tüm odayı, bedenimi ve evreni kaplayan aynı deseni gördüm. Kendimi yok etmeye, sonsuz zamanın sonsuzluğunda ve boşluğun kesinliğinde dönmeye ve hiçliğe indirgenmiş gibi hissettim.”

Bu kendini yok etme ve sonsuzluğun temsili temaları, alternatif gerçekliği olduğuna inandığı şeyi temsil etmeye kalkışırken Kusama için takıntı haline gelecektir. Noktaları kullanımı bu çabanın belirtisi haline geldi ve çalışmalarında belirleyici motif haline geldi.

Kusama, Kadın (1953)

No. F (1959)

Kusama’nın Sonsuzluk Ağı serisi, eserlerinde gençliğinde çizdiği tekil soyut, biyomorfik formlardan kariyerini tanımlayacak olan daha saplantılı ve tekrar eden eserlerine kadar radikal bir değişiminin başlangıcını işaret ediyor. Ayrıca akıl hastalığını işlemek için sanatı kullandığı yolu da sergiliyorlar. Bu tabloları, sanatçı için neler başardığının bir fikri olarak, sanatçının kendi sözleri aracılığıyla görebiliriz:

“Sadece tek bir puantiye ile hiçbir şey başarılamaz. Evrende güneş, ay, dünya ve yüz milyonlarca yıldız vardır. Hepimiz evrenin akıl almaz gizemi ve sonsuzluğunda yaşıyoruz. Bu şartlar altında sanat vasıtası ile evrenin felsefesini takip etmek basmakalıp tekrar dediğim şeyi yapmama yol açtı.”

No. F, Kusama’nın meşhur serideki ilk eserlerinden biridir. Uzak bir mesafeden usta eser hassas ve tek renkli görünür, fakat yakından bakıldığında tuvalin yüzeyinin karmaşıklığı görünür hâle gelir. Tabandaki maviye çalan gri renk, bütün tuvali kullanan ve yalnızca zemindeki grinin küçük noktalar şeklinde görünür olmasına izin veren küçük, beyaz yarım daireler tarafından neredeyse tamamen gizlenir. Canlı kemerli şekillerin hepsi tuvalin kenarında olmasa da süresiz olarak devam edecek dalgalı bir ağ oluşturacak şekilde aynı yönde bükülür. Kusama’nın açıkladığı gibi, “Başı, sonu veya merkezi olmadan. Tüm tablo tek renkli bir ağ tarafından ele geçirilecektir. Bu sonsuz tekrarlama, bir çeşit baş döndürücü, boş ve hipnotik duyguya sebep oldu.” Sanatçının zihnine davetli oldukları için bu hipnotik duygu ayrıca izleyiciye çevrilir.  Tekrar eden hilal şekilleri ne rastgele ne de sistematik olmayan ama onun yerine atomlar ve hücreler gibi doğal dünyada bulunan şeyleri anımsatan optik bir büyüleyici desen yaratırken beyaz boyanın tepesindeki katmanın kalın birikimi de esere doku verir. Saplantılı ve zaman alan Ağlar’ı yaratmak zahmetli olsa da sanatçı için iyileştirici olduklarını kanıtladılar.

1950’lerin sonlarında başlayan seri, Kusama’nın sıkıcı yurdundan sanat pratiğini genişletmek için ihtiyaç duyduğu sanatsal özgürlüğü bulduğu New York’a taşınmasına denk gelir. Soyut ekspresyonizm hala modern çağdaş sanat formuyken ve minimalizm hâlâ emekleme dönemindeyken oluşturulan Sonsuzluk Ağları, zamanı için yenilikçiydi. Sonuç olarak, Ağlar, iki karşı hareketi bağlayan hem etkileyici hem de minimaldir. Kusama için kişisel olarak Sonsuzluk Ağları pratiğinin merkezi haline geldi ve eserlerini etkilemeye devam etti.

No. F (1959)

Birikim No.1 (1962)

Birikim No.1, Kusama’nın bulunan mobilyaları cinselleştirilmiş objelere dönüştürdüğü ikonik Birikimler serisinin ilkidir. Pervaz, heykelin tabanını çevrelerken eser, beyaza boyanmış ve tamamen yumuşak, doldurulmuş fallik çıkıntılarla kaplı tek bir terk edilmiş koltuktan oluşur. Artık Sonsuzluk Ağları’nda olduğu gibi iki boyutlu tuvalin resimsel düzlemiyle sınırlı kalmayan doldurulmuş heykel, Kusama’nın tekrarlama zorlamasını üç boyutlu şekilde devam ettirir.

Tehditkar parça hem saldırgan hem de komiktir ve ayrıca Kusama’nın cinsel fobileriyle yüzleşmesi için işe yarar. Asyalı bilim insanı Alexandra Munroe şöyle açıklıyor, “Onun erkekliğe ve cinselliğe olan üstünlük hırsı, sembolik olarak kendisine sahip çıkan baskıcı erkek gücüne meydan okumak için agresif bir istek ve fantezi olarak yorumlanabilen fallus formunun tekrarlanmasında ve kümelenmesinde amansızca ifade edilir.” Kusama bunu yaparak kadının tipik pasif rolünü de terk eder.

Bu “zorlama mobilya” parçaları, sadece ataerkil otoriteye karşı bir açıklama yapmaktan çok doğuştan gelen cinsel kaygılarıyla başa çıkmasının yolu oldukları için Kusama için son derece kişiseldi. “Falluslarla kalın bir şekilde kaplı koltuk, cinsel görme korkum varken olan psikomatik çalışmamdı.” Bu kaygı dolu parçalar, sanat eleştirmeni ve tarihçisi Lucy R. Lippard’ın ‘Eksantrik Soyutlama’ olarak adlandırdığı sanatın yeni bir formunu içerir hale gelecekti. “Eksantrik Soyutlama olarak adlandırdığım şeyi yapanlar, mevcut nesnel olmayan sanatta en iyinin talep ettiği şekilsel sağlam temeli feda etmeyi reddederken hayal gücünü ve duyumsal deneyimin kapsamını sakınmayı da reddediyorlar.” Sonuç olarak Kusama’nın psikoseksüel eserleri minimalizm sonrası sanatın önemli bir öncüsü haline geldi.

Birikim No.1 (1962)
Çeviri kaynak: https://www.theartstory.org/artist/kusama-yayoi/

"Doğrusu okumak gibi tatlı şey yok! Başka her şey insanı kitaptan daha çabuk yoruyor!.." Jane Austen

Bir Yorum Yazın