Tablolara Yansıyan Aşk: Edward Hopper ve Josephine Nivison

Yaşamlarının her bir günü kâbus gibi olmasına rağmen aynı zamanda yaratıcı bir birliktelikleri vardı. Edward, Josephine’in önemsiz bir ev hanımı; Josephine ise Edward’ın iflah olmaz bir egoist olduğunu düşünüyordu. Karşılıklı canlarını yaksalar da küfredip kavga etseler de birbirlerinden ayrı yaşayamıyorlardı. Her ne kadar Edward Hopper ve onun biyografi yazarları, Josephine için zaman zaman yukarıdan konuşsalar da Edward’ın, Josephine’siz Amerika’nın en büyük ressamlarından biri olamayacağını düşünüyorlar.

Josephine Nivison, Edward Hopper ile ilişkisinin başlarına tekabül eden 1923 senesinde faal bir ressamdı. Resimleri; Picasso, Modigliani ve Man Ray gibi sanatçıların eserlerinin yanında saygın New York galerilerinde sergileniyordu. Kaderini belirleyen tanışmadan az bir zaman önce Brooklyn Müzesi, Jo’yu gelecek sergide Georgia O’Keeffe ve John Singer Sargent’ın resimlerinin yanında yaptığı suluboya çalışmalarıyla yer alması için davet etmişti.

Öte tarafta Hopper, yaşamını reklam dergilerinde çalışarak idame ettirmeye çalışıyor ve on sene içinde bir tane bile resim satamamasının acizliğinden ve tanınır bir kişi olamamasından ötürü yavaş yavaş depresyona giriyordu. Josephine, Amerikan sanatının gelecek dehası olacak Edward’ı fark eden ilk kişiydi ve Edward’a yardım etmek adına Brooklyn Müzesi küratörlerini onun resimlerini de sergiye eklemeleri için ikna etmişti.

Edward ve Josephine birlikteliklerinin başındayken

Şüphesiz bu sergi, sanat tarihinin seyrini değiştirmiştir. Bu tarihten itibaren Edward Hopper’ın kariyerindeki yükseliş başlamıştır. Fakat ne yazık ki bu yükseliş, Josephine Nivison’ın kariyerinin sonunun başlangıcı olacaktır.

Croix de Guerre

Edward Hopper, hayatının neredeyse üçte ikisini New York’ta Washington Meydanı’na bakan bir binanın üst katındaki atölyede yaşayarak ve çalışarak geçirdi. Buzdolabı ve tuvaleti yoktu, odayı ısıtmak içinse üst kata sürekli kömür taşıması gerekiyordu. Fakat dairesi işini icra etmesi için mükemmeldi çünkü gökyüzünün ışığı içerisini aydınlatıyordu. Hopper, şövalesinin yanına ayna yerleştirip ona bakarak yandaki odayı, Jo’nun boş atölyesini görüyordu. Josephine onu izlerken o da Josephine’i izliyordu.

Edward ve Jo; Massachusetts, Maine ve Mexico eyaletlerine zaman zaman yaratıcı seyahatler gerçekleştirmiş olsalar da zamanlarının çoğunu; bu küçük dairenin içerisinde, dört duvar arasında, neredeyse hiç kimseyi görmeden ve yalnızca konserve yiyecekler tüketerek geçirmişlerdir. Hopper hakkında 10 kitap yazmış sanat tarihçisi Gail Levin ‘’Günün hemen hemen 24 saatini, haftanın yedi gününü tam üç sene boyunca beraber geçirmişlerdi. Böyle yaşamak herhangi bir çift için zordur.’’ demiştir.

Josephine, birçok günlüğünde Edward’ın yaratıcı sürecini anlattığı detaylı betimlemelerinin yanı sıra şiddetli tartışmalarını ve bazen de dövüşmelerini kaleme almıştır. Jo, kocasını tırmalamış ve “kemiğine kadar ısırmış”, Hopper karısının yüzüne tokat atmış, döverek vücudunu bere içinde bırakmıştır. Aile içi şiddet eşler arasında şaka konusu hâline bile gelmiştir. 25. evlilik yıldönümlerinde Jo, kocasına her ikisinin de askeri bir ödül olan Croix-de-Guerre’yi (Fransız Savaş Haçı) hak ettiklerini söylemiş, Edward da oklava ve kepçeden haç şeklinde bir arma yaparak şakayı devam ettirmiştir.

Sanatçılıktan İlham Kaynağı Birine Dönüşmek

Josephine Nivison’ın hayatı Edward Hopper ile tanışmadan önce zor olmasına rağmen her zaman meşgul ve kesinlikle sıkıcı olmayan bir tarzdaydı. 18 Mart 1883 senesinde New York’ta biri piyanist diğeri müzik öğretmeni olan bir çiftin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailenin maddi durumu her zaman kötüydü ve sık sık taşınmaları gerekiyordu. Josephine, 1900 senesinde kadınlar için ücretsiz öğretmenlik eğitimi sunan bir okula başlamıştır. Hâlâ daha öğrenciyken resim çizmeye başladı ve mezun olduktan sonra sanat eğitimi almaya karar vermişti. Jo, devlet okulunda öğretmenlik yaparak geçimini sağlamaya çalışırken aynı zamanda New York Sanat Okulu’nda Robert Henry’den resim dersleri almıştır. Sonraları öğretmenleri ve arkadaşlarıyla iletişimini devam ettirmiş hatta onlarla beraber Avrupa’ya gitmiştir. Bununla birlikte Jo, küçük yerel tiyatro yapımlarında oynamış ve yaz tatillerinde New England’daki çeşitli sanat topluluklarıyla beraber yaşamıştır.

Robert Henry “Sanatçı Öğrenci (Josephine)”

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Josephine işini ve faaliyet alanını değiştirmek istemiştir. Kızılhaç Örgütünde (Red Cross) işe girmek istemiş fakat girememiştir. En sonunda yurt dışındaki bir hastanede iş bulmuş fakat birkaç ay sonra şiddetli bronşit rahatsızlığından dolayı evine dönmek zorunda kalmıştır. Josephine yaklaşık altı ay sonra hastaneden taburcu edildiğinde öğretmenlik işinden çıkarılmış dolayısıyla da maaşından ve evinden olmuştur. Bir anda kendini kilisenin önünde bir bankta umutsuzluk içinde ağlarken bulmuş lâkin oradaki yaşlı bir zangoç onu görmüş ve geçici bir süreliğine kalacak bir yer bulmasına yardım etmiştir. Yalnızca bir sene sonra eğitim kurulu Josephine’e yeniden öğretmenlik yapma yetkisi vermiş, o da sanat kariyerini sürdürmeye çalışırken çocuklara öğretmenlik yapmaya devam etmiştir.

Josephine’in hayatı evliliğinden sonra sıkıcı ve monoton bir hâle geldi denilemez. Ama bir bakımdan da bu hayat biçiminde Jo’ya dair hemen hemen hiçbir şey yoktu. Hayatının tümünü kocasına, onun menfaatlerine ve kariyerine adamıştı. O, kocasının birincil esin kaynağı, danışmanı ve destekçisi olmuştu. Günlükleri birlikte yaşayışları hakkındaki hikâyeler ve kocasının çalışmalarını anlattığı detaylı betimlemelerle doluydu. Her bir satışın kaydını titizlikle tutmuş ve kocasının yazışmalarını yönetmişti. Jo şöyle demiştir:

’Sadece birimiz için bir oda olsa, o odaya sahip olacak kişi Edward olmalıdır. Bunun için mutlu ve minnettar olurum.’’

Belki de birçok kadın için birincil (ve aslında tek) esin kaynağının rolü, gurur kaynağı olabilir. Fakat burada Josephine Nivison esin kaynağı olunca resimleri Picasso ve O’Keeffe’nin resimleri yanında asılı duran sanatçı olmaktan sonsuza kadar vazgeçti.

Edward Hopper, New York Sineması, 1939

Birçok Yüzün Kadını: Josephine Nivison Hopper

Bir kadın pencereden giren güneş ışığının ortasında yatakta oturuyor. Bir başka kadın New York sinema salonundaki duvara yaslanıyor. Bir diğeri ise köşedeki barda oturuyor. Ofis ve daire gibi farklı farklı birçok iç ve dış mekandaki düzinelerce kadın. Her bir kadın tabi ki Jo Nivison Hopper. Oyunculuk deneyimi kocasının fikirlerine uyum sağlamasını ve onları hayata geçirmesine yardımcı olmuştu. Josephine, günlüklerinden birisinde kocası Hopper’ın tablosu için çıplak modellik yaparken bacağını sobada nasıl yaktığını yazmış ve bundan gurur duyduğunu da eklemiştir.

Edward Hopper, Sabah Güneşi, 1952

Jo, Gece Kuşları (Nighthawks) da dâhil olmak üzere kocasının tablolarının birçoğunun ismini kendisi koymuştur. Tablolardaki kişilerin isimlerini ve hikâyelerini yazar, sonrasında Edward ile birlikte bu hayalî karakterlerin ne yapabileceklerini, günlük alışkanlıklarını ve tercihlerini müzakere ederlerdi. Bu birliktelik her ikisi için önemli ve değerliydi. İlişkilerinin en başlarında Hopper’ı sulu boya ile resme başlamasına ikna eden kişi Jo’ydu. Jo, 40 yılı aşkın evlilikleri süresince Edward’ın yaratıcı uyuşukluğundan uyanmasına defalarca yardım etmişti. Jo’nun yazdığına göre Edward’ın çok kuvvetli rekabetçi bir ruhu vardı ve ne zaman onun resim yapmasını istese kendisinin resim yapmaya başlaması yeterli oluyordu.

Edward Hopper, Gece Kuşları, 1942

Jo, Hopper ile evlendiğinde resim yapmayı bırakmadı. Fakat sanat eleştirmenlerine göre Jo’nun en iyi çalışmaları evlenmeden önce yaptıklarıydı. Jo da günlüklerinde kocasının çalışmalarını desteklemediğinden yakınmıştır. Bununla birlikte uzmanlara göre zamanında büyük umut vaat eden Josephine artık yeterince yetenekli değildi ve çalışmaları zamanın ruhunun gerisinde kalıyordu. Elbette Edward eşini daha çok desteklemiş olsaydı Jo kendini geliştirebilir, popüler ve satış yapabilen bir ressam olabilirdi. Fakat bu varsayımın gerçekleşme ihtimalini bulabilmek için artık çok geç.

Edward Hopper, Çizim Yapan Jo, 1936

Jo Hopper’ın günlüklerine özel erişimi olan Gail Levin, günlüklerden alıntılar paylaştığından beri sanat dünyasında bu bilgilerin, bahsettiği her şeyin tamamen doğru olup olmadığına dair tartışmalar sürmekte. Hopper ailesinin az sayıdaki yakın arkadaşlarından biri olan Barbara Novak Jo hakkında:

‘’Dünyayı kızgınlığın dikenli telleri arasından gördü. Tüm bu yakınmalar onun tuhaflığının bir parçasıydı. Deliydi ama tatlı bir delilikti onunki. Mizah anlayışından tamamen yoksun, sıra dışı muhteşem bir kadındı.’’ şeklinde bahsetmiştir.

Deniz Feneri ve Kuş

Birkaç sene önce Hopper’ın 1933-1952 seneleri arasında karakalemle yaptığı ufak karikatürler, doğduğu yer Nyack’te Edward Hopper Sanat Merkezi’nde sergilendi. Karikatürlerin hepsi sanatçının aile hayatına adanmışken aynı zamanda Josephine’i çekici olmayan bir ışıkta yansıtıyordu. Hopper bu kırıcı resimleri Jo odadan çıktıktan sonra geldiğinde görsün diye masanın üstüne bırakırdı. Resimlerde Edward, kendisini agresif saldırıların kurbanı olarak resmetmiş, karısının evle alakalı beceriksiz girişimleriyle ve sanatsal yeteneğiyle dalga geçmiştir. Elbette bu karikatürler önyargıyla, tek taraflı düşünülerek çizilen, az ve öz konuşan Hopper’ın kesinlikle baş edilemez olduğunu düşündüğü karısından aldığı bir çeşit intikamdı.

Jo’nun bakış açısına göreyse işler aslında tam tersiydi. Günlüklerinde sağlam iradeli kocasıyla iletişim kurabilmek adına yaptığı tüm duygusal girişimlerin defalarca kez nasıl başarısızlıkla sonuçlandığını şu sözlerle anlatmıştır:

‘’Egosuna tahammül edilmez! Çizdiği deniz fenerleri sanki onun otoportresi. Geceleri Cape Elizabeth deniz fenerine çarpan kuşları görmek beni her zaman üzmüştür. Onların nasıl hissettiklerini tam anlamıyla biliyorum.’’

Hopperlar’ın hiç çocukları olmadı, belki de bunun için çok geç evlenmişlerdi. Jo; sık sık onlara göre Edward’ın tablolarının, ortak çocukları olduğundan bahsetmiştir. New York Sineması tablosunun sergi sahibi tarafından ‘’yeni doğmuş varis’’ olarak değerlendirildiğini yazmıştır. Öte yandan Josephine kendi çalışmalarından ‘’zavallı küçük ölü doğan bebekler’’ olarak bahsetmiştir. Jo bir keresinde müze küratörlerinden birine şöyle demiştir ‘’Onları pek sevmiyorum. Ve onları reddetmem dâhi ne kadar üzücü.’’

Josephine Nivison Hopper “Obituary (Solan Çiçekler)” (1948

Josephine, kocasının ve kendisinin tüm resimlerini Whitney Müzesi’ne miras bırakmıştır. Lâkin meşhur Edward Hopper’ın resimlerinin aksine Jo Hopper’ın resimleri müze küratörlerinin ilgisini çekmemiş ve arşive gönderilmiştir. Bu resimler sanat eleştirmeni Elizabeth Thompson Colleary tarafından müzenin bodrumunda 2000 senesinde bulunana dek yıllarca kayıp ya da imha edilmiş sanılmıştır. Jo Hopper’ın çalışmaları, 21. yüzyıla gelindiğinde nihayet yeniden sergilenmeye başlanmıştır.

40 yılı aşkın süre beraber yaşamış, evlilikleri tam bir facia olmuş ve birinden biri her an terk etme potansiyeline sahip olmuştu. Fakat birbirlerine ihtiyaçları vardı. Jo şöyle demiştir:

‘’Ed, benim dünyamın merkezi. Birbirimize sahip olmamız ne büyük bir lütuf. Sadece o gittiğinde ayrılmam mümkün olacak.’’

Josephine ve yaptığı resim

 

Edward Hopper resim yaparken

Edward, 1967’nin Mayıs ayında öldüğünde Jo sanki bir organını kaybetmiş gibi hissettiğini söylemiştir. Jo, Edwardsız sadece 10 ay yaşamıştır. Aile arkadaşı Barbara Novak şöyle demiştir:

‘’Ne sebepten öldüğünü bilmiyoruz. Ama bence Edward’ın yokluğu onu öldürdü. Edward da onun yokluğunda ölürdü. Bu birlikte yaşanılan en büyük çılgınlıktı.’’

Çeviri kaynağı: https://arthive.com/publications/4409~Love_story_in_paintings_edward_hopper_and_josephine_nivison

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir