Tüm Sanatsal Yönleriyle Üstat Akira Kurosawa

1951 yılında, camiada tanınırlığı olmayan bir Japon yönetmen, gerçeğin doğası üzerine içsel bir mücadeleye girişmiş bir asilzadenin ağır, alegorik hikâyesi olan Rashamon’la Venedik Film Festivali’nde büyük ödüller toplayarak ve en iyi yabancı film dalında Oscar kazanarak sinema dünyasını şaşkına çevirdi. Hafızalara kazınan o andan itibaren Akira Kurosawa, dünya çapında önemli yönetmenler arasında ön sıralarda yerini almıştır.

İlk uzun metrajlı filmi Judo Saga’dan (1943), 1993 yapımı Madadayo’ya ve daha nicelerine değin 50 yılı aşkın süredir, geleneksel Japon tiyatrosunun unsurlarını (örneğin Noh tiyatrosu ve kabuki) dünyaca kabul görmüş küresel değerlerle benzersiz bir duyarlılıkla harmanlayıp özgün bir tarz ortaya koymuştur. Her temayı, türü ya da mekânı işleme arzusu ve gözü kara yaklaşımı, onu yirminci yüzyılın en yaratıcı yönetmenlerinden biri yapıyor.

  Rashamon (1950)

Kurosawa’nın mutlaka izlenmesi gereken filmleri arasında, Rashamon’dan sonra yaptığı üç film dikkat çekmektedir. Yedi Samuray (1954) filminde bir köyü istilacılara karşı savunan samurayların lideri olarak kariyerindeki en kalıcı rolü üstlenen Toshiro Mifune karşımıza çıkmaktadır. Kral Lear’ın uyarlaması olan, ödüllü Ran (1985) filmi, Shakespeare’in kusurlu bir baba ve üç kızının öyküsünde yer alan bazı hayret verici ve genellikle kabul görmeyen temaları konu alır. Büyük bir kısmını Sovyetler Birliği’nde çektiği Dersu Uzala (1975), en iyi yabancı film dalında Oscar kazanmış ve bunun dışında birçok uluslararası başarı elde etmiştir.

Akira Kurosawa ve Toshiro Mifune, Venedik,1960.

Kurosawa’nın belki de en kalıcı mirası, Asya sinemasını bütünüyle Batılı izleyicilerin beğenisine sunmasıdır. En iyi filmlerinden bazıları yalnızca sanat camiası ve birkaç uyuşturucu müptelası dışında pek bilinmiyor olsa da, sırtlandığı kültür elçiliğiyle dünya sinemasında batı ve doğu arasındaki en önemli sanatsal etkileşimlerden birine önayak olmuştur.

Ran (1985)

Bir Kurosawa Filmi Nasıl İzlenmeli?

Kurosawa’nın filmleri görsellik bakımından göz doldursa da bazen durağan gelebilir. Genellikle ağır sembolizmle yüklüdür ve hikâyenin akışındaki önemli noktalar arasında uzun boşluklar vardır fakat bunlar tam da onun filmlerini eşsiz kılan niteliklerdir ve bir sonraki kılıçlı mücadeleye geçmek için hızla ilerlemek hata olur. Bu başyapıt niteliğindeki modern filmlere nasıl yaklaşacağınızı öğrenmek istiyorsanız, birçok Kurosawa filminin aklınızda yer etmesi gereken dört ana özelliğini sizin için sıraladık. Bunları dikkatle gözlemlediğiniz takdirde bu filmlerden daha fazla kazanım elde edebilirsiniz.

  1. Tekrarlama Sanatı: Kurosawa, belirli olayların dinamik doğasını veya yaşam döngüsünü vurgulamak için filmlerinde sık sık farklı anlatı öğelerini tekrarlar. Yedi Samuray’da köy haydutlar tarafından defalarca saldırıya uğrar ve asil savaşçılar köyü yiğitçe savunur. Rashamon’da bir haydutun bir asilzadeye saldırısı dört farklı zamanda ve dört farklı açıdan ele alınmıştır.
  2. Duraksamalar: Teknik olarak basit gözükse de, hikâyedeki uzun duraksamalar Kurosawa filmlerinin temelini oluşturur ve izleyicileri filmin devamında ne olacağını düşünmek adına, önceki olayları irdelemeye teşvik eder. Böyle bir duraksamayla karşılaştığınızda (örneğin Yedi Samuray’daki saldırılar arasındaki uzun boşluklar veya 1990 yapımı Düşler filmindeki manzara çekimleri), bunun filmin düzeni içindeki etkisi üzerine kafa yorun. Doğrudan hikâyedeki sonraki olaya geçiş yapsaydı hikâyenin dokusu nasıl olurdu?
  3. Batıya Dair Motifler: Yerli Japon filmlerine benzeri görülmemiş uluslararası bir tanınırlık sağlamasıyla bilinse de, Kurosawa Amerikan ve Avrupa filmlerine, oyunlarına ve edebiyatına takıntılıydı. Kanlı Taht (1957) filmini izlemeden önce Shakespeare’in Macbeth’ini tekrar gözden geçirdiğinizden emin olmalısınız. Kanlı Taht harika bir uyarlamadır. Aynı şekilde Ran’ı izlemeden önce Kral Lear’ı tekrar okumanızda fayda var. John Ford’un filmleri Kurosawa için ilham kaynağı olmuştur. Hatta Gizli Kale (1959) filminde Amerikalı yönetmenin en gözde kovboy filmlerinden esinlenildiğini söylemek yanlış olmaz.
  4. Hümanizm: Kurosawa’nın filmografisi, onun insanın fıtratında taşıdığı iyiliğe ve onura karşı duyduğu derin inancıyla harmanlanmıştır. Ana karakterleri çoğunlukla aşılması imkânsız görünen olaylar ortasında mücadele veriyor olsalar da (Yedi Samuray ve Dersu Uzala’da olduğu gibi) Kurosawa filmlerinde eski moda ‘’insan ruhu’’ genellikle zafer bayrağını taşır.

Akira Kurosawa filmleri, son yirmi yılda Uzak Doğu’daki en iyi yapımlarının çoğunu karakterize eden sanatsal yeniliğe bağlılığı ve gelenekselliğe karşı duyulan sadakati bir arada sunar.

Ressam Olarak Kurosawa

Japon sinemasının imparatoru Akira Kurosawa birçok film çekmiştir. Bir bakıma, hayatının hiçbir kısmında film çekmediği bir an yok demek mümkündür. Film çekecek kaynağı olmadığında bile, her ayrıntıyı düşünerek kendini gelecekte çekeceği filme hazırlamıştır. Japon sinema eleştirmeni ve tarihçisi Donald Richie, Japon sinemasına herkesten daha fazla katkıda bulunmuş yönetmeni anarken Kurosawa’nın ‘’mükemmellik kaygısı’’nı vurgular ve ekler: “Birçok yapım şirketi yönetmenin buna benzer bir adanmışlık sergilemesinden memnun olsa da, Japon stüdyolarında yenilikten ziyade işbirliği hüküm sürer.”

Bu sebeple Kurosawa kariyer basamaklarını tırmandıkça iddialı projeleri için bütçe bulmak da bir o kadar zor hâle gelmiştir. Richie, Kagemuşa’nın çekilemeyeceğine ikna olan Kurosawa’nın zamanını her sahneyi resmederek geçirdiğini ve bu koleksiyonun henüz yapım aşamasına gelmemiş filmin yerini alabileceğini anlatır.

Başka yönetmenler gibi o da uzun resimli taslaklar kullanmıştır. Bunlar şimdilerde çekilememiş başyapıt değerinde filmlerin yayınlandığı sinema salonlarında, yani galerilerde can buluyor.

Kurosawa, filmlerini çekmeye fırsat bulamadığında onları yazmış, yazamadığında ise resimlemiştir.

Alison Nastasi, yönetmen hakkında şunları söyler: “Filme olan coşkusunu göstermek için elleriyle bu resimleri yapmıştır.” ve bizzat yönetmenin otobiyografinden alıntılayarak ekler: “Amacım iyi bir resim yapmak değildi. Sadece elimde halihazırda bulunan malzemeleri kullandım.” Gördüğünüz gibi İmparator ne istediğinin bilincindeydi. Çekimler, arka planda görselleştirmeye ne kadar çok zaman ve emek harcadığının apaçık bir kanıtıdır. Zaman zaman Kurosawa’nın yaptığı resimler kendince filmografisinde geri planda kalmış Dodeskaden (1970) ve Madadayo (1993) gibi filmlerin afişlerini süslemiştir.

Yönetmenin resme ve belki de sinemaya olan tutkusunu, Tokyo’da 1923 yılında yaşanan Kanto depremine ve bunun beraberinde abisi Heigo’nun trajik akıbetine bağlamak mümkündür. Sessiz film seslendirmeni ve proleter sanatçılar arasında yer edinmiş, gelecek vadeden bir ressam olan Heigo; siyasal bağlamda gerçekleri kanıksaması ve sesli filmlerin piyasaya sürülüşünün ardından hayatına son vermiştir. Genç Akira, bundan on yıl sonra ilk yönetmenlik denemesini yapacak ve bunu takip eden 55 yılda muhtemelen Heigo’nun her açıdan göğsünü kabartacak işlere imza atacaktı.

Büyük Kanto Depremi, 1923.

  Akira Kurosawa ve abisi Heigo Kurosawa.

Kaynak: 12

Junior student in Marmara University, department of Translation and Interpreting (English) . I love art💛

Bir Yorum Yazın