Türk Edebiyatında Postmodernizm: Giriş

Yüzyıllar süren bir şiir geleneğinden sonra öykücülük ve romancılık, Türk sanatçıları ve edebiyat okurları için uzun bir adapte dönemi yaşamıştır. Her ne kadar gelenekten gelen halk hikâyesi ve mesnevi gibi ürünler olsa da Batılı anlamda roman vermek, oluşturmak ve bu bağlamda gerçek manada eserler çıkarmak sancılı bir sürecin sonunda gerçekleşmiştir. Tanzimat’tan bu yana gerçeği, toplumsal değerleri anlatan Türk romanı, modernizmi ve postmodernizmi çok sonra da olsa yakalamış ve bunda nispeten başarılı olmuştur.


Yazan: Büşra Usta

Terim anlamı olarak postmodernizm, “modernizmden sonra gelen” manasındadır. Kendine özgü ilkeleri olan yeni bir toplumsal yapının ortaya çıkışı, modernizmden kopuş olarak görülür. Bu kavram 1934’lerde ortaya çıkmış ve 1960’lı yıllardan itibaren yaygınlaşmıştır. Bu düşünce çıktığı andan itibaren felsefi anlamlar kazanmış, politika, tarih ve ekonomide yer bulmuş, mimaride bir yöntem, edebiyat ve diğer sanat dallarında da bir akımı ifade etmiştir.

Dilek Doltaş’ın “Postmodernizm ve Eleştirisi” kitabında postmodernizmin tanımı şu şekilde yapılmıştır:

1970’lerden başlayarak bugüne kadar Batı modernizminin ve onunla ilgili aydınlanma ve hümanizm projelerinin politik güç ve çıkar amacına hizmet eden normlarını sorgulayan, onun düşünce yapısını çözen, çelişkilerine, çarpık ve kendine dönük norm ve yaklaşımlarına ışık tutan en önemli eleştiri yöntemidir.

Peki, romanda tek bir dünya içerisinde çeşitlilik oluşturan, gerçekle kurmacanın iç içe olduğu, eserin bize kendisini anlattığı, üstkurmacalar, ironi ve parodilerin bulunduğu bu yeni tarz, Türk Edebiyatına nasıl uğramıştır?

Türk Edebiyatı, Batılı anlamda verdiği ilk romanlardan beri gerçekçi bir çizgi izlemiş ve tekdüze bir anlatış biçimi benimsemiştir. Toplumsal konular her daim ön planda olmuştur. Doğu-Batı çatışmalarının sıklıkla rastlandığı romanlarda bireyin iç dünyasına odaklanıldığı pek görülmemiştir. Cumhuriyet’in getirdiği devrim ve aydınlanma sayesinde toplumda her alanda yaşanan değişiklikler ve yenilikler, pek tabi edebiyatta da yerini bulmuştu.

Modernist açılımlara Türk edebiyatında 20. yüzyılın ilk yarısında denk geliriz. O güne dek yazılan romanlarda toplumsal konular baş tacı edilerek biçime gereken önem verilmemiş ve insanın ruhu, iç psikolojisi derin bir anlam taşımamıştır. Bu yıllarda tek tük Modernist örneklere rastlansa da yetmişli yıllarda modernist/postmodernist eserler kendilerini göstermeye başlamıştır. Yine de siyasal anlamda dahi zor dönemler yaşayan bir ülkenin tarih kitaplarının ve saf gerçekliği anlatan eserlerin rövanşta olduğu bir dönemde roman anlayışının somuttan soyuta, gerçekten gerçeküstücülüğe geçişi pek de kolay olmaz. Bu anlamda eser veren sanatçılar umursanmaz. Batıda postmodernizmin zirvede olduğu yıllarda Türk Edebiyatının da bu anlayış çerçevesinde eserler vermesi beklenmediğinden, sanatçıların yolculuğu modernist eserler vermek ile başlamıştır. Zira modernizmi bilmeden postmodernizme yönelmek imkânsızdır. Yabancı dil bilen, Batıyı birinci ağızdan takip eden aydınlar, bu bağlamda ürünler verse de postmodernizme geçiş elbette Batıdan uzun sürmüştür.

Doksanlı yıllarda romanlarda postmodern bulgulara rastlanır ve buna bağlı olarak roman estetiği bireye, öznele yönelir. Türk romanı modernizmi geç yakaladığı gibi postmodernizme de yeni bir giriş yapar ve bu anlayış ile eserler verir. Edebiyat araştırmacıları tarafından son otuz yılın Türk romanları, Batılı anlamda ilk romantik metinler olarak da kabul edilir. Çünkü bugüne dek her ne kadar romantizm çerçevesinde eserler verilmişse de bunların çoğu gerçek anlamda romantizmi özümseyememiş romanlardır.

Postmodernist eserlerin edebiyattaki varlığı ile roman içeriği ve biçimi de paralel olarak değişmiştir. Eserlerde çoğulculuğa rastlanılır, iç hikâyeler ile okuyucu şaşırtılır. Geleneği çarpıtarak işlerler ve ironiler ile kara mizahtaki ustalıklarını gösterirler. Metin, sıklıkla okuyucuya bir metin olduğunun farkında olduğunu ima eder ve yazar, çoğu yerde kendini gizlemekte çekinmez. Ne tuhaftır ki bu unsurlar romanın Türk edebiyatına girdiği ilk yıllarda kusur olarak görülmüştür. Postmodernizm yapı taşını oluşturan bu ögeler, romana soyutluk katar.

Yıldız Ecevit, Oğuz Atay’ı Türk postmodernist romanının öncüsü olarak görmektedir. 1972’de yayınlanan “Tutunamayanlar” romanı, o güne dek Türk edebiyatında kurgu ve biçim anlamında görülmemiş özellikler taşır. İç ve dış dünyalar arasındaki sınırların silindiği, çok katmanlı bir yapı içerisinde ilerleyen bu roman, Türk Edebiyatı postmodernist eserlerinin demirbaşlarındandır. James Joyce’un “Ulysses” eserinden izler taşıyan bu roman, toplumdan çok insanın iç dünyasını merkeze alır. Eseri uzun süre görmezden gelinse ve günlüğünde “Neden yazdıklarımı anlamıyorlar?” diye yakınsa da Atay’ın kalıplaşmayı reddettiği eserleri günümüz edebiyat dünyası için mücevher niteliğindedir.

Yetmişli yıllarda Ferit Edgü de toplumcu-gerçekçi anlayışın dışına çıkan yazarlardandır. Onun amacı ahlaksal veya toplumsal bir mesaj vermek değildir. Romanlarını “Düş, gerçeğin ta kendisidir.” ilkesi ile kaleme alır.

Seksenli yıllardaki çıkışı ile en büyük edebiyat olaylarından birini oluşturan Orhan Pamuk, modernist ve postmodenirst çerçevede Türk romanının en önemli kişisidir. Tarihin, mistisizmin, iç dünya yolculuklarının alışılmamış kurgulardan can bulduğu eserleri, Türk edebiyat camiasında sert tepkiler alsa da tüm bu edebiyat kuramlarına olan hâkimiyeti, metin kurma becerisi sayesinde bugün çağımızın en büyük romancılarından biri haline gelmeyi başarmıştır. Art arda yayınlanan romanlarında kullandığı farklı biçimler ile tüm eleştirilere en iyi cevabı yine kendisi vermiştir.

İhsan Oktay Anar, Latife Tekin, Bilge Karasu, Hasan Ali Toptaş gibi daha pek çok örnek isim verilebilir. Postmodernizmin gelişi ile edebiyatta önemli olan roman yazmak değil, roman kurmak olmuştur artık. Geleneksel olguların devam ettiği bir ortamda farklı teknikler ve biçimlerle yazılan bu romanlar ile Türk edebiyatındaki roman anlayışı yerle bir edilmiş ve her ne kadar Batı toplumundan gelmeyen milletler için postmodernizmi kavramak zor olsa da verebilecekleri en iyi eserleri vermişlerdir. Romana boyut atlattıran bu akım ile aydınların bakış açıları genişlemiştir. Öncü sanatçılar ile geleneksel kavramlardan ve kalıplaşmalardan sıyrılan Türk romanı, çağdaş nitelikler taşıyarak dünya edebiyatı standartlarına yükselmiştir.

 

KAYNAKÇA: Kefeli, Emel, 2012, Batı edebiyatında Akımlar, Dergâh Yayınları, İstanbul
Çetişli, İsmail, 2009, Batı Edebiyatında Edebi akımlar, Akçağ Yayınları, Ankara
Ecevit, Yıldız, 2014, Türk romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, İstanbul
Görsel kaynakları: https://www.pinterest.at/pin/435230751471513677/ – https://images.app.goo.gl/B5Ah6xiBbekfiqvN8 –
https://images.app.goo.gl/9pmBagCdA7DMUbvr6 –
https://images.app.goo.gl/y8jRgdKBm5CqW5Db9 –
https://images.app.goo.gl/X1KFFgtQeDcTvSyYA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir