Bu Ay Ne Okuyalım: Tımarhane, Patrick McGrath

Patrick McGrath’in Tımarhane‘sinden bahsetmeden önce aşk kavramını düşüncelerinizde ön safhalara çağırmak istiyorum. İnsanların birbirlerini bu uğurda öldürmesi, nice kalplerin kırılması, fiziksel ve psikolojik hastalıklarla boğuşturduğu, yalanların, ihanetlerin ve göz yaşlarının bu uğurda hunharca harcanması. Evet bahsettiğim şey gerçekten aşk. Nedir aşk sana göre? Diğer her kavramda olduğu gibi aşk da maalesef insanların kendi kendine içini doldurduğu büyük bir balon aslında. Ben tabii ki aşkı yalnızca üreme için kullanılan bir araç olarak gören insanlardan değilim. Fakat bir gerçek var ki aşkı biz istediğimiz gibi şekillendiriyoruz. Çok kıskanmaya, karşıdaki kişinin hayatına karışmaya bile aşk diyebiliyoruz. Belki karşımızdaki insanı ilk tanımaya başladığımızda duyduğumuz heyecanın yoğunluğu yüzünden bunu böyle görüyoruz. Ya da her zaman olduğu gibi görmek istiyoruz. Görmek istemiyoruz çünkü yaptığımız bir hatanın üstünü güzel bir duyguyla kapatmak işimize geliyor. Tabii ki her zaman olduğu gibi insanlık en çok işine gelen şeyi ister. Sevgiye kesinlikle inanıyorum ama aşk bir süre sonra etkisini yitiren bir illüzyon. Bu illüzyonun sonucunda çiftler ya parlaklığın etkisiyle birbirlerini çok üstün görüyorlar ve bu parıltı yitince heyecanları da bitiyor ya da parlaklık gitse bile birbirlerine ışık olmaya devam ediyorlar. Peki neden onca insan sırf bu illüzyon nedeniyle yukarıdaki onca çılgınlığı kendisine ve etrafına yapıyor? Öncelikle zaten ortada bir illüzyon olduğunun farkında olmuyor kişi. Bu, seven için de sevilen için de aynı. Seven sevdiği kişinin hayatına ne kadar müdahalede bulunduğunu fark edemiyor, sevilen de bu müdahaleye ne kadar izin verdiğini. Fakat duygular söz konusu olunca bu fark ediş çok da kolay olmuyor.

Bilimsel olarak aşk, diğer tüm bedensel olaylar gibi, tamamen biyokimyasal bir süreçten ibarettir. Fakat duygusal ve soyut anlamda düşündüğümüzde akıl, mantık ya da hormonlar hepsi siliniyor, yok oluyor. Ve her yüreğe özel. Aşkın her kişide farklı şekillere girmesi her ne kadar şairane dursa da maalesef ki çoğu yerde tehlikeli bir hal alıyor. Çünkü, başta dediğim gibi, biz kavramları işimize geldiği gibi doldurmayı çok seviyoruz. Bu yüzden aile içi şiddet, tecavüz ve taciz gibi insanlık dışı eylemler meydana geliyor. Çünkü bunları yapana sorsan sözde aşk için yapmıştır, aşıktır. Hikâyede de her şeyini feda edebilecek kadar delicesine aşık olan bir kadını tanıyoruz.

“Görebildiğim kadarıyla tek parça halindesin,”

Elini göğsüne bastırarak, “Burada değil,” dedi.

Stella, Max ve oğulları Charlie ile oldukça normal bir hayat yaşıyordu. Fakat daha sonra, psikiyatrist olan Max işi için bir tımarhanenin bahçesindeki eve taşınırlar. Bahçedeki serayla ilgilenmesi için de etrafta dolanması yasak olmayan hastalar çalıştırılır. İşte Stella ile Edgar da burada tanışırlar ve ikisi de birbirlerinin hayatında hiç unutamayacakları izler bırakır. Kitapta hem aşkın hem de karakterlerin sınırlarını oldukça etkileyici bir şekilde okuyoruz. Böylelikle her sayfada kendi sınırlarımıza da yaklaşıyoruz. Hikâyeyi doğrudan değil de başka bir psikiyatrist olan Peter’in ağzından zamansal atlamalarla birlikte okuyoruz. Bu da gerilimi ve heyecanı oldukça sağlam tutuyor.

Kitapta dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise aile. Karı kocanın aile içindeki birbirlerine karşı aşkları ve de aşksızlıkları ailenin geleceği için kilit noktadır. Hele bir de bir çocuk varsa, artık üç kişilik olarak düşünmeliyiz. Yaptıklarımızla ya da yapmadıklarımızla artık yalnız kendimizi düşünemeyiz. Bu kitapta da aile içerisindeki dehşet, Stella merkezinde kendini gösterir. Stella Raphael, eşinin yanında, oldukça saygın ve steril bir çevresi olmasına rağmen, tutkusunun peşinde gitmekten kendini alamaz ve Edgar’la ilişki yaşamaya başlar. Stella, Max, Charlie üçgeninde Edgar tam bir merkez haline gelir. Charlie’nin oldukça mağdur durumda olduğunu biliyoruz. Peki o zaman kimdir bu yasak ilişkinin suçlusu? İşini her şeyin önüne koyup ailesine yeteri kadar ilgi göstermeyen Max mi? Yoksa aile ve refahın verdiği rahatlıktan korktuğu için ikiyüzlü olmayı seçen Stella mı? Belki de aslında herhangi bir suçlu aramamıza gerek yoktur. Bir suçlu yoktur çünkü. Stella da Max de belki isteyerek belki istemeyerek ama hepsini de hissederek hatalar yaptı. Ve bu hataların sonucu yine kendilerini, dolaylı da olsa kendilerini, etkiledi.

“Neden sonra aniden aile yaşamıyla ilgili bir endişeye kapıldı, ailenin konforunu, anlamını ve düzenini düşündü…”

Suçlu yoktu ama bir suç kesinlikle vardı. Koca bir iletişimsizlik. Yani aile içinde sonu olmayan bir boşluk var aslında. Boşluğu yaratanlar yine onun içine ilk düşenler oluyor kitabımızda da. Yaşadığımız toplumda gelenek ve görenekleri bir kenara bıraksak bile aile kurmak büyük bir sorumluluk. Aile denilince maalesef ki çoğu insanın aklına sadece evlilik geliyor ve geri kalanı yok sayıyorlar. Aile olmak yalnızca gelinlik giyip düğün yaparak sevdiğin kişiyle aynı evde yaşamak değil. Her şeyden öte geleceği şekillendirecek bir birey yetiştirme sorumluluğudur aile. Kendi ailenizi düşünün. Çocuğunuzu büyüdüğünüz gibi bir ailede büyütmek ister misiniz?

Aile, iş ya da kişisel yaşamımızda birçok sorunla karşılaşıyoruz. Sessiz haykırışlar ve maskeli gülümsemelerle yaşadığımız bu sorunları zorla da olsa bastırıyoruz. İşte bu kitapta da depresyon ve umutsuzluk konuları çok güzel işlenmiş. Stella’nın depresyonunda belki de bir zamanlar yaşadığınız acı dolu aşkı, Max’in umutsuzluğunda ise kendi ikilemlerinizi hissedeceksiniz. Hatta bir ruh hastası olan Edgar’ın ve daha çoğu şeyi fark edemeyen Charlie’nin hislerinde bile size tanıdık gelecek dokunuşlar göreceksiniz. Bu yüzden okurken depresyona girmemeye dikkat ediniz. Karakterlerin ruhsal durumu ve mekanların tasvirleri de bu etkiyi kat kat artırmış.

“Diğer insanları maddi varlıkları olmayan hayaletler, sönük ışıklar içindeki hortlaklar gibi gördüğü bir sis içinde yaşıyordu. Onların da kendisini aynı şekilde gördüğünü hissediyordu.”

Bunların dışında ben, yaptığı hataları başkasını etkileyen insanlara ve karakterlere sıcak bakmayı doğru bulmuyorum. Her ne hata yapıyorsan bu çevreye zarar vermemeli -tabii burada bile isteye yapılan hatadan bahsediyorum. Hata ne olursa olsun bunun, en azından sonucunun, bilincinde olunmalı ve acısını da çekmeli insan.

Stella hasta olduğu için mi Edgar’ı sevdi yoksa onu sevdiği için mi hastalandı bilmiyorum. Fakat her türlü duyguya bu şekilde, gözleri kör edercesine bağlanmak çok çok tehlikeli bir durum. Kaldı ki nasıl şiddetli nefret cinayet işletiyorsa aynı şekilde şiddetli aşk da bu tür eylemlere neden oluyor. Bu yüzden şiddetin her türlüsünden uzak duralım lütfen! Sevgiyle okuyun.

Kaynaklar:

  • McGrath, Patrick, Tımarhane, Othello Yayıncılık: 2021, 1. Baskı

-Onur Işık, Family as The Source of  Terror in Patrick McGrath’s New Gothic Novels, Ph.D. Thesis, Istanbul Aydın University Institute of Graduate Studies, October 2020

https://evrimagaci.org/ask-nedir-neden-evrimlesmistir-nasil-asik-oluruz-354

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir