Bu Ay Ne Okuyalım: Tatar Çölü, Dino Buzzati

Umut Çölünde Susuz Kaldık

Umut, en çaresiz bekleyişin adıdır. Hem bir şifadır bize hayatı katlanılır hâle getiren hem de bir zehirdir ömrünüzü boş yere yakıp yıkan. Bizim hayatımızda hangisinin geçerli olacağına ise yine biz karar veriyoruz. Sınırlar koyarak, başararak veyahut vazgeçerek biz seçiyoruz kendi zehrimizi ve şifamızı. Öyle ki Tatar Çölü âdeta bir umut çölü oluyor karşımızda.

“Ne bir gemi tek demire bağlanır ne de hayat tek bir ümide.” -Epiktetos

Tatar Çölü, Dino Buzzati tarafından yazılıp 1940 yılında yayımlanmıştır. Bu eseri ile Buzzati İtalyan’ın en önde gelen yazarlarından birisi hâline geldi. Uluslararası başarı ise yine Tatar Çölü sayesinde, 1949’da Fransa’da yayımlanması sonucu oldu. Kitap, yüzeysel olarak, genç bir teğmen olan Giovanni Drogo’nun ilk görev yeri Bastiani Kalesi’nde yaşadıklarını anlatır. Fakat kelimelerin daha derinlerine baktığımızda Drogo’nun kendisiyle olan çatışmalarını ve değişimini okuruz. Drogo’nun yaşadıkları ve düşündükleri sayesinde kendi iç dünyamıza dönük bir yolculuğa da çıkarız aslında. Çünkü her ne kadar bir askerin hayatı bize çok yabancı gelse de mekânı ve olayları biraz değiştirdiğimizde kendi hayatımızdan örnekler bulabilmek oldukça kolay bir hâle geliyor.

Drogo daha yeni mezun olmuş, içinde ün ve başarının olduğu bir gelecek hayali ile dolu bir gençtir. İlk sayfalarda Drogo’nun bu yeni hayata adım atmasından oldukça mutlu ve heyecanlı olduğunu sanırız. Fakat Drogo, tam tersine, her ne kadar mezun olmayı tüm hayatı boyunca istemiş olsa da bu iş gerçekleştiğinde çok isteksizdir. Hayaline kavuştuğu anda tüm heyecanı ve isteği uçar gider. Çünkü biz daima elimizde olmayan şeyler için savaşırız. Bu bağlamda insanlık aslında tam anlamıyla bir hayal ve umut doyumsuzudur. Büyük bir hevessizlikle gittiği yeni görev yerinde ise yeni bir hayal kırıklığı ile daha karşılaşır. Bastiani Kalesi Drogo’nun hayallerindeki gibi canlı bir yer değildir. Tam aksine oldukça iç karartıcı bir kaledir. Hatta âdeta bir duygu karadeliğidir. İçinde yaşayan askerler oldukça stabil bir hayat sürüyordur. Her gün bir sonraki günün tıpatıp aynısıdır. Sabah uyanış, nöbet değişimi, akşam kâğıt oyunu ve uyku. Askerlerin adımları bile öylesine aynıdır ki…

“Burası, bir tür sürgün gibidir, bir kaçamak noktası bulmak,
bir şeylerin ümidini taşımak gerekir.” (sy. 172)

Drogo geldiği ilk saat gitmek istese de Tatar çölünün uçsuz bucaksız bilinmezliği onu sımsıkı tutar ve bırakmaz. Bu yüzden Drogo 4 ay burada kalmaya ve merakını gidermeye karar verir. Ne de olsa istediği zaman buradan gidebilecektir. Fakat 4 ay geçmesine rağmen Drogo gitmez. Çünkü önünde daha uzun bir ömür vardır ve burada merakını doyasıya gidermek ister. Diğer askerler de Drogo’nun aksine bir savaş umuduyla oldukları yerde kalırlar. Yıllarını burada geçirmiş olan subaylar, albaylar vardır. Yalnız bir savaş olması olasılığı için yiten koca ömürler… 2 yıl sonunda Drogo yine gitmez. Zaten aceleye de gerek yoktur. 4 yıl olmuştur fakat ne bir savaş gerçekleşmiştir ne de Drogo bir yere kıpırdamıştır. Ama önemli değil, o hâlâ oldukça gençtir. Şöhret, kadın ve para için çokça vakti vardır. Fakat bu 4 yıl sonunda Drogo kaleden istediği zaman ayrılamayacağını öğrenir. Bastiani Kalesi insanlıktan uzak bir hapishaneden başka bir şey değildir artık. Kendisiyle birlikte hayallerini ve umutlarını da tutsak eden kara bir hapishane.

İşte belki de Drogo için asıl çatışma burada başlar. 4 yıl boyunca kurduğu tüm ün hayallerinin bittiğini anladığı tam şu anda savaş umudu onun için gün yüzüne çıkar. İlk başta evet, bir savaş olmasına pek bir ihtimal vermiyordur. Fakat bir umudunun bittiği anda diğer bir umut baş gösterir. Çünkü insanlık daima umuda açtır. Bizi ayakta tutan ve bir gün daha yaşayabilme hevesi veren şeydir umut.

“Şimdi umut vaktiydi ve kendi kendine belki asla gerçekleşmeyecek olan ama insana yaşama cesareti veren…” (sy. 86)

Yitip giden 4 yıl ardından Drogo 15 yıl daha Bastiani Kalesi’nde gençlik yıllarını çürüterek yitirmiştir. Onca yılın ardından Drogo’dan kalan ne bir aile ne bir kariyer vardır ne de hasta yatağında yattığında onu gülümsetebilecek güzel hatıralar vardır. Tam da elden ayaktan düştüğü bu zamanda onca yıldır beklenilen savaş patlak verir. Fakat Drogo öyle yaşlı ve hastadır ki savaşa dahi katılamaz ve zorla eve yollanır. Ahh! Bir umut için harcanan koca bir ömür ve elde edilen yitik bir yaşam. Yaşam? Böyle bir hayata yaşam diyebilir miyiz gerçekten? Hayatı yalnızca okul, ün, paradan ibaret sanmak ne zayıf bir düşünce. Kendi hayatımıza bakalım. Özellikle bizim toplumumuzda ne kadar da yaygın bir düşüncedir bu. Üniversiteyi kazanayım her şey çok güzel olacak. Mezun olayım her şey yoluna girecek. Bir iş bulayım tüm sorunlar çözülecek. E bir de aile kurmak lazım. Emekli olmadan hiçbir şey yapamam. Peki ya sonuç? Sıfır. Evet sıfır. Bir şeyleri yalnızca umut etmek maalesef ki hiçbir şeye yaramıyor. Çünkü bu asla son bulmuyor. Bir şeyi elde ettikten sonra daima ama daima daha fazlasını istiyoruz biz. Belki de sorun nasıl hayal edeceğimizi bilmememizden kaynaklanıyordur. Her şeyi maddiyat sanıp, daha önemli değerleri bir kenara attığımız içindir bunun nedeni. Ve tabii ki en önemlisi de sonsuza kadar aynı yaşta, aynı çeviklikte olacağımıza olan kör inancımızdandır.

Drogo çok büyük bir şöhret yerine mutlu olmayı umut edebilseydi ne olurdu dersiniz? Biraz daha az maaş alırdı evet ama hayatının en deli dolu anlarını kasvetli ve izole bir kalede yaşamak zorunda da kalmazdı. Kendinden sonra dünyaya miras olabilecek bir çocuk, o da olmazsa kendini daima güler yüzle hatırlayacak insanlar ve yaşanmışlıklar bırakırdı. Ne yazık ki öyle olmadı. Drogo umudu hayatına zehir olarak almayı seçti. Bu yüzden de boğazında kekremsi ve acı bir tatla yaşadı hayatını.

“Zaman elini sizden daha çabuk tuttu, sizinse
artık her şeye yeniden başlama hakkınız yok.” (sy.146)

Peki umut senin için olacak? Zehir mi şifa mı? Hayatının kontrollerini yalnızca bir umudun ellerine mi bırakacaksın yoksa umutlarla olduğu kadar yaşanmışlıklarla mı yönlendireceksin hayatını? Unutma, ömrün düşler dünyasına dalıp gerçek hayatı unutacak kadar uzun değil. Bir göz kırpması kadar kısa bir ömrün var ve görebildiğin kadar şeyi görmeye çalışmak, gözlerini tamamen kapatmandan çok daha kayda değer bir iş. Sevgi ve umut dolu bir yaşam dileğiyle…

Kaynakça: Tatar Çölü, Dino Buzzati İletişim Yayınları- 3.baskı, 2005- Çevirmen: Hülya Tufan

Bir Yorum Yazın