ANADOLU’YA GERÇEK BİR BAKIŞ: SABAHATTİN ALİ

Türk edebiyatına şiir denemeleriyle başlayan, ardından öyküler ve romanlar yazan, asıl ününü öyküleri ile kazanmış olan şair ve yazar Sabahattin Ali, 1906 yılında Bulgaristan’ın Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere ilçesinde dünyaya gelmiştir. Çocukluk dönemi, savaş yıllarının zor durumunda geçen Ali, Edremit İbtidai Mektebini bitirmiş, Balıkesir Muallim Mektebine yazılmış fakat buraya devam etmeyerek İstanbul Muallim Mektebine naklini aldırmıştır. Yozgat’ta öğretmenlik yaptıktan sonra öğrenimine Almanya’da devam etmiştir. Yurda döndüğünde çeşitli illerde öğretmenlik yapmaya devam etmiş, Tercüme Bürosu, Devlet Konservatuvarı ve Türk Dil Kurumunda görev almıştır. İstanbul’da geçen yazarlık devri ve dergilerdeki çalışmaları cezalar içinde sürmüştür. 1948 yılında acı bir şekilde öldürülmüştür.

Sabahattin Ali, sanat hayatına 1925-1926 yıllarında Çağlayan, Irmak, Yedi Meşale, Resimli Ay, Varlık dergilerinde ilk şiirlerini yayımlamaya başlayarak adım atmıştır. 1931-1934 yılları arasında Varlık, Yedi Meşale gibi dergilerdeki şiirlerinden oluşan ilk kitabı Dağlar ve Rüzgâr’da biçem açısından halk şiirine yakın olduğu görülür. Şiirlerinde işlemiş olduğu temler, aşk ve bireysel sıkıntılar olduğu kadar, toplumun yaşamış olduğu buhranları da anlatır. Toplumda kendini gösteren yozlaşmaya, insanlar arasında bir verem gibi yayılmış çirkinliğe karşı bir ‘’mesken’’ ya da ‘’ana kucağı’’ bellediği tabiata, dağlara sarılır ve sığınır.

Başım dağ saçlarım kardır,
Deli rüzgârlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.

Şehirler bana bir tuzak,
İnsan sohbetleri yasak,
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır. (Dağlar, 1931)

Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!
Benim artık yalnız sana itimadım var. (Rüzgâr, 1931)

Şiirlerine hüznün, kaygının da egemen olduğu şair, ölüm temini de sık işler:

Beni en güzel günümde
Sebepsiz bir keder alır.
Bütün ömrümün beynimde
Acı bir tortusu kalır. (Melankoli, 1932)

Benim gönlüm doğuşundan deliydi;
Başka dünyaların şaşkın seliydi…
Bunun böyle olacağı belliydi…
Her şey biter sel yerine döndü mü… (Son Mektup, 1934)

Aşkı, arzuyu gösteren romantik bir tavır da sergilemiştir:

Seneler sürer her günüm,
Yalnız gitmekten yorgunum;
Zannetme sana dargınım,
Ben gene sana vurgunum. (Eskisi Gibi, 1931)

Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile beraber çıkarmış oldukları Marko Paşa ve onun devamı niteliğindeki Merhum Paşa, Malum Paşa ve Ali Baba gibi siyasi mizah dergilerinde kaleme aldığı eleştirel yazılar ile halkı uyandırmaya, bilinçlendirmeye çalışmıştır.

Dergide Kimin Yazısının daha çok okunduğuna dair Sabahattin Ali ve Aziz Nesin’in Yaptığı Kavga

Şiirlerinden sonra toplumsal gerçekçi zeminde yazmaya başladığı öyküleriyle de ismini kabul ettirmiştir. Öykü ve romanlarında haksızlığa uğrayan ama yazgısına boyun eğmeyen, inandıkları uğruna düzene başkaldıran, hâkim güçlere karşı direnişini sürdüren Anadolu insanını anlatmıştır. Gerçek ile şiir arasında bir denge kurmayı bilmesi, kalemindeki ustalığı, Anadolu gerçeğini göstermesi ve düzeni yönetenlerin zihniyetine kalemiyle açmış olduğu savaş, dikkat çekicidir.

Sabahattin Ali; ilk öykü çalışmalarına 1926-1927 yılları arasında başlamış, 1934 yılına kadar yazmış olduğu öykülerinden yaptığı seçmeleri ilk öykü kitabı olan Değirmen’de toplamıştır.

İlk öyküsü olan ‘’Yangın’’ ile ‘’O Arkadaşım’’ adlı öyküsünü kitaplarına almamış, ikinci öyküsü Çakırcı’nın İlk Kurşunu adlı kitapta yayımlanmıştır.

İkinci öykü kitabı Kağnı’yı 1936’da yayımlamıştır. Yazınsal yaratılarında Anadolu’yu konu haritası edinmiş yazar, Anadolu insanının duygularını ince bir duyarlılıkla yansıtmıştır. Yaşamı ve yaşanılanı, gerçekliği bir ayrım gözetmeden bütün ayrıntılarıyla vermesi, aynı zamanda sosyal gerçekçi perspektifi ile kişisel romantizmi de kaynaştırması belirgin özelliklerindendir.

Öyküleri, Anadolu gerçeklerine tutulmuş birer aynadır. Toplumu alakadar eden ne kadar şey varsa hepsiyle alakadar olmuş, topluma bir şey anlatmak için çabalamıştır. 1937’de yayımlanan Ses adlı öykü kitabının ardından 1943’te yayımlanmış Yeni Dünya öykü kitabında yer alan on üç öyküden bazılarında, özellikle de ‘’Asfalt Yol’’ ve ‘’Isıtmak İçin’’ öykülerinde yoksul insanların dramını anlatmış, yaşadığı yerlerin tanıklığını yapmıştır. Dönemin ekonomik tablosunu çizmiştir. Okurun vicdanına olumlu ve olumsuz kahramanları mahkûm ederek eleştirel bir bilincin oluşmasını sağlamıştır. Yine aynı öykü kitabındaki ‘’Hasan Boğuldu’’ öyküsünde de Anadolu gerçeğini anlatmış, isabetli tasvirleriyle tabiat, aşk ve ölümü hareketlendirmiş, halk edebiyatı rüzgârı estirmiştir. Gerçek ile şiir arasında kurmuş olduğu denge, hikâye içinde hikâye ve şiiri gösteren bu eserinde daha belirgindir.

Sabahattin Ali, öykü ve romanlarında dile getirdiği eleştirilerini, özlemini duyduğu adil bir düzen ve dünya fikrini bir de masallar aracılığıyla yapmak istemiştir. Halka hitap ederken halk edebiyatının olanaklarından yararlanmış, halk edebiyatı materyallerini kullanarak çağcıl bir bakış açısıyla masallar yazmıştır. Sırça Köşk (1947) kitabının sonunda yer alan ‘’Masallar’’ başlıklı bölümde, ‘’Bir Aşk Masalı’’, ‘’Devlerin Ölümü’’, ‘’Koyun Masalı’’ ve ‘’Sırça Köşk’’ adlı masallar vardır. Bunlar, mekân ve zamanın işleyişi, dil-üslup ve anlatım yönünden halk masalları ile yakınlık göstermeleriyle beraber, mutsuz bir son ile sona ermeleri, muhtevalarında olağanüstülük taşımamaları nedeniyle de birbirinden ayrılır. Oldukça hareketli ve olay yönünden zengin masallardır.

Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali’nin köy ve köylü sorununa farklı bir perspektiften baktığı ve bu bağlamda birey gerçekliğini işlediği bir romanıdır. Egemen güçlere isyanın ön planda olduğu, sınıf çatışmaları, sosyal adaletsizlik, Anadolu’daki toplumsal düzen eleştirisinin işlendiği bir kasaba romanı olan Kuyucaklı Yusuf, romanın başkişisi Yusuf’un öyküsüdür.

1970’li yıllarda bireyden topluma açılan bir hikâye çizgisini takip eden Füruzan, Tomris Uyar, Selim İleri gibi isimler Sabahattin Ali ile Sait Faik birikiminin ve deneyiminin izini sürerek eserlerini ortaya koymuşlardır. Necati Cumalı da ilk hikâyelerini Sabahattin Ali etkisiyle yazmış, Sabahattin Ali’nin Anadolu hikâyeciliğinden hareketle, onun yerli gerçekçiliğini hatırlatan canlı tabiatı eserlerinde işlemeye çalışmıştır.

Sabahattin Ali ve ailesi

Eserlerinde tez olarak işlediği bu çizgilerin yanı sıra, sevgi ve aşk da onun kucakladığı ve değer verdiği temler arasındadır. 1940’ta kitap olarak çıkan İçimizdeki Şeytan ve 1943’te kitaplaşan Kürk Mantolu Madonna adlı romanlarında aşk ve evlilik temasını işlemiştir. Özellikle de Değirmen öykü kitabında aynı adı taşıyan Değirmen ve Kurtarılamayan Şaheser, Kırlangıçlar, Viyolonsel öykülerinde Sabahattin Ali’nin, yazdıklarına sevginin ve aşkın kapısını da sonuna kadar açmış bir yazar olduğu görülmektedir.

 

KAYNAKLAR:
Âlim Kahraman, Modern Türk Hikâyesi, Büyüyenay Yayınları, İstanbul, Kasım 2015
Mehmet Kaplan, Hikâye Tahlilleri, Dergâh Yayınları, Ağustos 2016
Sabahattin Ali, Değirmen, Sırça Köşk ve Bütün Şiirleri kitapları, YKY Yayınları, İstanbul
Ölüm Yıldönümünde Sabahattin Ali’yi Anmak: Yazgısını Seven Adam ve Şiirinde “Ölüm”ü Çağırmak Temi, Özlem Fedai

Herkese merhaba! Ben Sema, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencisiyim. Siz değerli okuyucularla kelimelerde, cümlelerde buluşmak; satırlarda beraber dolaşmak bana tarifsiz bir mutluluk veriyor. Edebiyata dair ne varsa, hepsini aşkla yapıyor, bu aşkla da sizlerin kalplerine dokunmayı hedefliyorum. Güzellik, sağlık ve iyilikle kalın!

Bir Yorum Yazın