Ölüm’ün Edebi Üstadı Edgar Allan Poe Hakkında 5 Gerçek

Çoğu yazar Edgar Allan Poe’nun büyüleyici hayal gücüne yetişemez. 19. yüzyıl Amerika’sında yaşayan ve çalışan öncü şair, akıldan çıkmayan yazı üslubu ve ürkütücü motifleriyle meşhur olmuştur. Eserleri size büyük olasılıkla tanıdık gelebilir ama ölümü hatırlatan adamı yeterince tanımıyor olabilirsiniz. Sizlere bu ilginç sanatçının trajik çocukluğu, gizemli ölümü ve işine duyduğu büyük aşkı hakkında bazı etkileyici gerçekleri sunuyoruz.

Ne de olsa “Edebiyat mesleklerin en soylusudur. Esasen, insana en uygun olanı odur. Kendi payıma, beni bu yoldan hiçbir şey caydıramaz.” demiştir.

Edgar Allan Poe

Öncü Şair Poe hakkındaki 5 ufuk açıcı gerçeği keşfedin!

Sadece 3 Yaşında İken Kimsesiz Kaldı.

1809’da Boston’da aktör Eliza ve David Poe’nun tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Oğullarının doğumundan sonra çiftin (Eliza’nın 18 yaşında evlendiği ilk kocasının ölümünden sadece 6 ay sonra evlenmişlerdi) ilişkisi sallanmaya başladı. Eşinin tiyatrodaki başarısını kıskanan David kendini alkole verdi. Kargaşa içinde geçen birkaç aydan sonra David hem kariyerini hem ailesini Edgar henüz 1 yaşında iken terk edip gitti.

Ne yazık ki kötü şans Edgar’ın peşini bırakmıyordu. 1811’de annesi henüz 24 yaşında iken vereme yenik düştü. Babasının akibeti ise meçhuldü. Bu durum 3. yaşına girmesine henüz 1 ay kala Edgar’ı yetim bıraktı. Neyse ki Virginialı tüccar John Allan onu ailesine kabul etti. Allanlar teknik olarak oğlanı sadece yetiştirmişler, evlatlık almamışlardı buna rağmen çocuğun adını Edgar Allan Poe olarak değiştirdiler.

En Meşhur Şiiri “Kuzgun” Büyük Başarı Kazandı

Poe’nun bu yeni adı ömrü boyunca yasal ismi olarak kalsa da 1827’de çeşitli mahlaslar kullandı. Örneğin orduya katılınca “Edgar A. Perry” adını kullandı. Köşe yazarı olarak çalıştığı dönemde yazıları “Henri Le Rennet” adı altında çıkıyordu. Ve ilk kitabı Tamerlane ve Diğer Şiirleri’ni ‘bir Bostonlı’ adıyla yayımladı. 1930 ve 1940’larda yazarlık mesleğini ciddi şekilde icra etmeye başlayınca Poe gerçek adını kullanmaya karar verdi. Bu dönemde edebî eleştirileriyle bilinir oldu, bu eleştiriler birçok gazete ve dergide yayınlandı. New York Evening Mirror’da yayınlanan en önemli eseri Kuzgun gibi hikâye türünde şiirleriyle meşhur oldu.

“Popüler ve eleştirel zevke uyması gereken bir şiir” oluşturmak amacıyla 1845’te Kuzgun’u yazdı. Bu karanlık hikâyede sevdiğinin yasını tutan bir öğrenci anlatılır. Bu acı kaybın matemini tutarken konuşan bir kuzgunla karşılaşır. Kuzgunun sürekli “hiçbir zaman” demesi genci delirtir. Kuzgun, Poe’nun genç sevgilinin kaybedişi hakkında yazdığı ne ilk ne son eseridir. Bu motif çok genç yaşta ölen bir kraliçenin anlatıldığı Lenore ve Poe’nun gerçek yaşamındaki sevgilisinden ilham alarak yazdığına inanılan Anabel Lee gibi birçok meşhur eserinde görülebilir.

13 Yaşındaki Kuzeni ile Evliliği

Poe 1829’da anne tarafından kuzeni 7 yaşındaki Virginia Clemm ile tanıştı. Kızın ailesi ile yaklaşık 6 yıl yaşadıktan sonra kızı ve yoksul ailesini finansal olarak destekleyeceğine söz vererek genç kızın annesinden evlilik için müsaade istedi. Bu teklif kabul edildi ve sonraki yıl 27 yaşındaki Poe 13 yaşındaki kuzeni Virginia Clemm ile evlendi. Virginia 11 yıl sonra veremden ölene dek evli kaldılar. Bugün tarihçiler ilişkilerinin romantik boyutu hakkında kararsızlar çünkü çoğunluk abi-kardeş ilişkisine benzer bir bağ paylaştıklarını düşünüyor. Benzer şekilde, bu tarz evliliklerin ne kadar yaygın olduğu konusunda tartışmalar var. Bazıları o dönemde akraba evliliklerinin gayet yaygın olduğunu iddia ederken diğerleri aradaki bariz yaş farkının mutlaka garipsenmiş olduğunu düşünüyor.

Ölüm Sebebi Hâlâ Meçhul

Virginia’nın hastalığının Poe’daki etkisi çok büyüktü. Hastalandıkça alkole düşkünlüğü arttı. Bu Kuzgun şiiriyle beraber şöhrete kavuştuğu dönem olsa da bu şöhretin tadını çıkaramadı. Virginia’nın şiirinin yayınlanmasından iki sene sonra ölmesi her şeyi daha da kötüleştirdi.

Poe’nun zihinsel durumu giderek kötüleşti. 1849’da bir adam onu Baltimore sokaklarında yarı bilinçli ve başıboş dolanırken buldu. Garip bir şekilde üzerinde başka bir adamın elbisesi, “Reynolds” diye sayıklıyordu. Çılgına dönmüş Poe hemen hastaneye kaldırılmasına rağmen sonraki sabah 40 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Ölümünün sebebi neydi? Bugün kimse bilmiyor. Tuhaf biçimde tüm tıbbi kayıtlar kayıp ve ölüm belgesinden eser yok. Bu etkenler birleşince Poe’nun ölümünü edebiyat tarihindeki en gizemli ölümlerden biri yapıyor. Şüphesiz ki bu tam da Edgar Allan Poe’ya yakışacak bir son.

İLK PROFESYONEL AMERİKAN YAZAR!

Günümüzde Poe, nev’i şahsına münhasır yazı stili ile şiir ve kısa hikâye türüne yönelik öncü yaklaşımı ile ünlü. ABD’de yaşayıp çalışmış olmasına rağmen külliyatı tüm dünyada meşhurdur. 19. yüzyıl şairi Charles Baudelaire’nin müthiş çeviri uğraşları sayesinde özellikle Fransa’da çok iyi bilinir.

Tabii ki de kendi ülkesinde de ünlü, saygın bir eleştirmen olarak bir kariyer sahibi olması ve geçimini bir şair-yazar olarak sağlaması, onu günümüzde ABD’nin ilk profesyonel yazarı yapıyor. Bunlara rağmen Poe’ya ilham veren profesyonel bir başarı hayali değildi; onun ilhamı yazmaya olan tutkusuydu. “Şiir benim için amaç değil tutkudur.”

‘Annabell Lee’nin başarısı, Melih Cevdet Anday’ın onu Türkçeye en sağlam biçimde oturtmuş olmasından ileri gelmektedir. Yoksa, o şiir Poe’nun önemli yapıtlarından biri değil. Olsa olsa, onun bir ‘Mehlika Sultan’ı… (Süreya, Cemal, (1992)”Folklor Şiire Düşman”, Can Yayınları, sayfa 72-73)

Sizlere Melih Cevdet Anday tercümesiyle ve İsmet Özel seslendirmesiyle Edgar Allan Poe’nun Annabell Lee şiirini bırakıyoruz. Keyifli dinlemeler. Sanatla kalın!


Ülkü Tamer tercümesiyle Kuzgun şiiri

Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
"Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
                      Başka kim gelir bu zaman?"

Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi,
Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
Işısın istedim şafak çaresini arayarak
Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore'dan,
Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore'dan,
                      Adı artık anılmayan.

İpekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
Yatışsın diye yüreğim  ayağa kalkarak dedim:
"Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
                      Başka kim olur bu zaman?"

Kan geldi yüzüme birden  daha fazla çekinmeden
"Özür diliyorum" dedim, "kimseniz, Bay ya da Bayan
Dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
                      Kapıyı açtığım zaman.

Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
Sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada,
Fısıltıyla bir kelime, "Lenore" geldi uzaklardan,
Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
                      Yalnız bu sözdü duyulan.

Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
İçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
İrkilip dedim: "Muhakkak pancurda bir şey olacak;
Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
                      Başkası değil rüzgârdan..."

Çırpınarak girdi birden o eski  kutsal günlerden
Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru açtığım zaman.
Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
                      Kaldı orda oynamadan.

Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
"Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?"
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
Hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
İlgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
Kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
Böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
                      Adı "Hiçbir zaman" olan.

Durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
O kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
Sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
Sustu, sonra ben konuştum: "Dostlarım kaçtı yanımdan
Umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
"Anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
İnsaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
Sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
Umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
                      Hiç -ama hiç- hiçbir zaman."

Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
Bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
Sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
Sonra Kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
Ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
                      Çatlak çatlak: "Hiçbir zaman."

Oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
Ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
Durup o Kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
Kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
Elleri Lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
                      Değmeyecek hiçbir zaman!

Sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
Melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
"Aptal," dedim, "dön hayata; Tanrın sana acımış da
Meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
İç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

"Geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
Korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
Acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

"Şu yukarda dönen gökle Tanrı'yı seversen söyle;
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
Buluşacak o Lenore'la, adı meleklerce konan,
O sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Kalkıp haykırdım: "Getirsin ayrılışı bu sözlerin!
Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!
Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde
Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan;
Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
                      Kalkmayacak - hiçbir zaman!
Kaynakça: https://mymodernmet.com/edgar-allan-poe-facts/

Marmara Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık 3. Sınıf öğrencisiyim. Babil Kulesine saldıran korkusuz savaşçılardan biriyim. Unutmayın, biz çevirmezsek dünya dönmez :)

Bir Yorum Yazın