Ruhların Kaçışı: Farklı Bir Animasyon Kültürü

Spirited Away, Türkçe adıyla Ruhların Kaçışı, Japon animasyonunun en bilinenlerinden biridir. Hayao Miyazaki’nin de en sevilen ve oldukça atıflar alan yapıtıdır.


Yazan: Büşra Usta

“Elli yıldan uzun bir süre boyunca uzun metrajlı animasyon filmi yapımcılığına Disney egemen oldu.” Andrew Osmond böyle diyor Ruhların Kaçışı’nı incelemeye aldığı kitabında. Bakıldığında her biri çizgi film niteliğini taşıyan yapıtlar aslında. İçerisinde bir çocuğu çekebilecek her şey var. Periler, uçan arabalar, sihirli birçok yaratık, konuşan bitkiler, şarkı söyleyen hayvanlar, şatolar ve oradaki prensesler. Bir animasyon filminden beklenilen şey bir çocuk için bundan fazlası değil. Fakat günümüzde, yetişkinler de animasyon filmlerinin yoğun bir müşterisi haline geldi. Bu filmi Disney klasiklerinden ayıran şey de bununla alakalı, içerisinde on yaşında bir çocuğun maceraları anlatılsa dahi farklı yaş kitleleri tarafından izlenildiğinde herkese başka bir şey veriyor. Chihiro, izleyenlerin içindeki çocuğa dönüşüyor.

Japon animasyonunun büyük temsilcilerinden olan Hayao Miyazaki’nin en değerli çalışmalarından biri olan Ruhların Kaçışı (Sen to Chihiro no Kamikakushi) 2001 yılında vizyona girmiştir. Animasyon türünün en önemli örneklerinden olduğunu da 75. Akademi Ödülleri’nde En İyi Animasyon kategorisinde ödül alması ile kanıtlamıştır. Imdb puanı 8,6 olan film, pek çok uzun metrajlı filmi de geride bırakmıştır. Film, Japon sinema tarihinin en başarılı filmi olarak da bir rekor kırmıştır.

Konusuna gelecek olursak Ruhların Kaçışı, 10 yaşındaki Chihiro’nun ailesi ile yeni bir kasabaya taşınmaları ile başlar. Yolculuk sırasında gördükleri bir tünel ailenin dikkatini çeker. Tünele girdiklerinde fantastik bir dünyaya adım attıklarından habersiz olan aile, burada bir büyü ile hapsolur. Bu kasabada bir şeylerin ters gittiğini en başından beri sezen Chihiro, ailesini kurtarmak için kendisini büyük bir maceranın içerisine atar.

Bakıldığında klasik bir film çerçevesi görülmektedir: Yeni bir mekâna giriş ve burada kahramanın başına gelen olaylar. Hikâye bakımından ise birçok film eleştirmeni ve hatta izleyici, Ruhların Kaçışı’nda Alice Harikalar Diyarında ve Oz Büyücüsü izleri gördüğünü belirtmiştir. Bu bir bakıma haklı bir yorumdur çünkü adı geçen her iki filmde de küçük bir kız, bilmediği bir “diyar”da, kendini tahmin edilemez bir macerada bulur. Fakat burada Chihiro’yu ayıran şey yaşanan olaylar karşısında sergilediği tavrıdır. Alice, maceraya çok meraklıdır ve Harikalar Diyarı’na girdiğinde gördüğü şeyler onu şaşırtmaz, bilhassa daha da isteklenir. Aynı şekilde Dorothy de Oz Diyarı’na girdiğinde edindiği arkadaşlar ile zorlukların üstesinden gelir. Her iki kızın sergilediği bu maceracı tavır ve kahramanlığa atılma eğilimi Chihiro için geçerli değildir. O daha en başında, tünele girme konusunda bile korkaktır ve bunun için tereddüt eder. Anne ve babasını kaybettiğinde, girdiği her yeni ortamda ve gördüğü her yeni kişi karşısında hep tedirgin bir duruşu vardır.

Yönetmen Miyazaki film için “on yaşında çocukların sevebileceği bir film” dese de film boyunca izleyici birçok gönderme ile karşı karşıyadır.

Chihiro’nun çalışmak zorunda olduğu hamamda Yubaba isimli cadı herkesin ismini alarak onları kölesi haline getirmiştir. Chihiro’ya da “Sen” ismini verse de o, bu ismi içten içe kabul etmeyip adını unutmamıştır. İtaatkârlık yapmayan Chihiro, hamamda çalışan diğer canlılar gibi altın peşinde de koşmaz. Yüzünün yerinde bir Noh maskesi taşıyan uzun, siyah bir hayalet herkese altın dağıtıp istediği şeyleri yaparken Chihiro ona karşı gelir. Burada hiç kuşkusuz kapitalizme bir gönderme yapılmaktadır.

Miyazaki filmlerinde gördüğümüz bir diğer unsur da karakterlerin hiçbir zaman keskin hatlar ile çizilmemiş olmasıdır. Ona göre kötü bir kişi iyilik de yapabilir ve aynı zamanda iyiler kötü olabilir. Bu “Yin Yang” felsefesi ile bağdaştırılabilir. Noh maskeli hayalet hamamda sıkıntılar çıkarsa da daha sonrasında Chihiro’ya yardım eder. Efsaneye göre yüzü, yani benliği olmadığı için bu varlığın başkalarıyla iletişim kurabilmesinin tek yolu, yuttuğu kişinin sesiyle konuşmasıdır. Filmdeki her karakterin kendi hikâyesi ve mistik özellikleri vardır. Cadı Yubaba ve onun zıttı olan ikizi Zeniba, aslında bir nehir ruhu olan Haku, suratsız siyah hayalet, her biri hikâye gelişimi açısından önemli karakterlerdir.

Japon kültürüne fazlasıyla önem veren Miyazaki, filmlerinde gelenekten çok fazla faydalanmıştır. Filmdeki hamama gelen tüm müşteriler, Japonların millî dini olan Shinto’nun tanrılarıdır. Shinto dinine göre dünyadaki her maddenin ruhunu temsil eden bir tanrı vardır. Miyazaki bu tanrıları da hamamda izleyici karşısına çıkarmıştır.

Konuşan hayvanlar ve prenses dünyaları sınırlarından kurtulmuş bir animasyon mantığı ile oluşturulan Ruhların Kaçışı, Miyazaki’yi en iyi animasyon yapımcısı olarak tanımlamamızın en büyük nedenlerindendir. Filmdeki tüm o mistik havanın yanında modern bir hikâyenin işlenişi, her izleyişte izleyicinin farklı bir şeyi fark edişi ile bir başyapıt olduğu aşikârdır. Mart ayı itibari ile Netflix’e eklenen bu filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.

KAYNAKLAR:
OSMOND, A, Ruhların Kaçışı, 2014, Alfa Basım yayın, İstanbul /
www.beyazperde.com

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir