Bugünün Çevrimiçi Eğitimi vs. Sanat Tarihindeki Eski Okul Günleri

2020 yılı, milyonlarca öğrenci ve öğretmeni çevrimiçi eğitime ve yeni bir dijital çağa geçmeye mecbur kılmasıyla hiç şüphesiz eğitimde çığır açıcı bir sene olarak tarih kitaplarında yerini alacak. Her geçen yıl eğitimde yeni teknikler ve daha fazla teknoloji kullanımına şahit olduğumuzdan eski okul günlerimizden hatırladığımız bazı durumlara elveda demek zorunda kalacağız. Bu yazıda da eski okul günlerinin vazgeçilmez alışkanlıklarına değineceğiz. Proust tarzı bu nostaljik yolculuğa hazır mısınız?

Kitap Taşımak

Vincent van Gogh, The Schoolboy (Camille Roulin), 1888, Museo de Arte de Sao Paulo, Sao Paulo, Brezilya.

Uzaktan eğitimle beraber kitapların yavaş yavaş dijitalleşerek kitapların yerini çevrimiçi materyallerin aldığını görüyoruz. Bu da aslında her gün ders kitapları, çalışma kitapları ve not defterleriyle dolu ağır sırt çantaları taşımamıza gerek olmadığı anlamına geliyor. Bu durum özellikle arabayla okula bırakılmayan çocuklar için oldukça avantajlı.

Yukarıdaki tabloda Camille Roulin’i bir sandalyede otururken görüyoruz. Ders çalışmakla geçen uzun bir günün sonunda oldukça yorgun görünüyor.

Ceza Masaları

Pieter Bruegel the Elder, The Ass in the School, 1556, Staatliche Museen zu Berlin, Berlin, Almanya.

Elbette, burada sadece büyükanne ve büyükbabamın anlattığı kadarıyla bildiğim eski zamanlardan bahsediyoruz. Onların anlattığına göre eskiden ders çalışmayan ve sınavlardan düşük alan öğrenciler “kıç masası” olarak adlandırılan masalara gönderilirmiş. Bunlara diğer bir deyişle utanç masası da diyebiliriz. Bazı aşırı durumlarda; çocuklar, tembelliklerinin ve aptallıklarının sembolü olarak eşek kulağı şeklinde başlıklar takmaya bile zorlanıyormuş. 16. yüzyıldan kalma bu illüstrasyonda görebileceğiniz üzere bu uygulama oldukça eskiye dayanıyor. Tablonun alt kısmındaki yazının çevirisi olarak “eşeğe altın semer vursan eşek yine eşektir” diyebiliriz.

Bruegel’in eseri; öğretmenlerin yaramaz çocukları cezalandırma yöntemini mi, aptal öğrenciler üreten sistemi mi yoksa Anversli çocukları mı eleştiriyordu? Cevap her ne olursa olsun güzel olan bir şey var ki çevrimiçi eğitim sayesinde artık hiçbir öğrenci utanç masalarına gönderilmeyecek.

Kargaşaya Geçit Yok

Francisco Goya, The school scene, 1785, Museo de Zaragoza, Zaragoza, İspanya.

Görünüşe göre bazı şeyler gerçekten de asla değişmiyor. Bruegel’in sınıftaki kaosu tasvir ettiği çiziminden iki yüz yıl sonra Goya da aynı şekilde kaotik bir sınıfı resmediyor. Yerdeki kitaplar, odaklanmaya çalışan çalışkanlar, ağlayan çocuklar, zıplayan bir köpek (köpeği içeri kim aldı ki?!)…Resmin ana unsuru, öğretmenin acımasız eliyle kırbaçlanmak üzere olan yaramaz bir çocuğun açıkta kalan poposudur. Öğretmenin ceza için kalkan sağ koluna, bir de yüzündeki soğukkanlı ifadeye bakın. Çevrimiçi eğitimde şiddeti özlemeyeceğimiz kesin.

İtiş Kakış

Honore Daumier, Leaving school, 1848, private collection. The Art Story.

Bir süredir sosyal mesafe ile yaşadığımızdan okul çıkışlarını unutmuş olabiliriz. Ben paltomu almak için sınıfın içinde koşuşturmamı ve eve gitmek üzere arkadaşlarımla buluşmak için merdivenleri bir çırpıda inişimi hâlâ hatırlıyorum. Bütün bunlar Daumier’in tablosunda da görüldüğü üzere 19. yüzyılda da vardı. Resimdeki kızların vücutları arasında boş alan yok bile. Aşağıdaki Türk oğlanları tasvir eden tablo ise Cuma okul çıkışlarını çok güzel yansıtıyor.

Alexandre-Gabriel Decamps, Turkish Boys Let out of School, 1841, Louvre, Paris, Fransa.

Kara Tahta Sınavları

Kara tahtaların çoktan geçmişte kaldığını biliyorum. Ne var ki online eğitim ile birlikte sınıfın ortasında tahtada soru yanıtlamak da tarihe karışacak gibi görünüyor. Cevaplarınızı dinleyen ve başarısızlığınızı veya başarınızı bekleyen tüm o düşmanlar ve arkadaşlar. Ne stres ama! Anker’ın tablosundaki İsviçreli çocuk ise daha da zor bir halde, onu dinleyen en az sekiz yetişkinin önünde soruyu yanıtlamaya çalışıyor. Zavallı çocuk!

Albert Anker, The school exam, 1862, Museum of Fine Arts Bern, İsviçre.

Kütüphaneler

Maurice Prendergast, In the library (The Three School Girls), 1906, private collection. Wikimedia Commons.

Yatılı okula gitmiş olan herkes, kütüphanenin sadece bir çalışma alanı olmadığını bilir. Kütüphaneler aynı zamanda uzun romantik randevular, atıştırmalık seansları, öğleden sonra uyuşuklukları ve şekerlemeler için de ideal bir yerdir. Ne var ki sosyal mesafe, kütüphanelerde daha az insan ve uyulması gereken daha fazla kural anlamına geliyor. Öğrenciler bir arada olacakları yeni bir alan bulacak mı? Yoksa sadece çevrimiçi olarak mı etkileşimde bulunacaklar? Yaşayıp göreceğiz.

KAYNAK: https://www.dailyartmagazine.com/online-learning-art/

Merhabalar. İsmim Betül. Marmara Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık öğrencisiyim. Kitapları, plakları, siyah beyaz filmleri ve kırmızı elektro gitarları severim. Çevirilerimi beğenmeniz dileğiyle

Bir Yorum Yazın