Sanat Tarihini Değiştiren Beş Çeviri Hatası

Michelangelo, Musa’yı neden boynuzlu tasvir etti? Giulio Romano’nun Devler Salonu’nda neden maymunlar var? Doğuş Sahnesi’nde İsa neden bir öküz ve bir eşekle resmediliyor? Bu durumların birçok sebebi olabilir fakat çoğunluk çeviri hatalarından oluşuyor. En baştan, sanat tarihinde çeviri hataları nelermiş ve nelere yol açmışlar inceleyelim!

Michelangelo, Havva’nın Yaratılışı, c. 1511, Sistine Şapeli’nin tavanı, Vatikan, Vatikan.

Sanat tarihiyle filolojinin bağlantısı nedir?

Filoloji (eski Yunanca philologhía kelimesinden gelir, phìlos, “arkadaş, sevgili” ve lògos, “söz, konuşma anlamındadır”), bir dili, o dilde verilmiş ürünlere dayanarak inceleyen, bu yolla bir ulusun ya da uygarlığın kültürel gelişimini, kendine özgü niteliklerini araştıran bilim dalıdır.

Sözlü olarak ortaya konulan kutsal metinler ve hikâyeler binlerce yıl sonra bile yazıya dökülmüş olabilir. Zaman geçtikçe yazıya aktarılan eserler kaybolabilir, yok edilebilir, bozulabilir veya yanlış tercüme edilebilir. Bunun dışında Latince bir ifadenin de belirttiği gibi, errare humanum est; hata insanidir. Hatalar yapılabilir, yine de bazı hatalar diğerlerinden daha önemli ve etkilidir. Sanat tarihini etkileyen hatalar gibi.

Sanat Tarihini Değiştiren Beş Çeviri Hatası

1. Musa ve Boynuzları

Michelangelo's Moses in Rome - An American in Rome
Michelangelo, Papa II. Julius’un Mezarı, 1505-1545, Vincoli’deki San Pietro Kilisesi, Roma, İtalya. Jean-Christoph Benoist.

1505’te Michelangelo, başyapıtı olan David eseri ile büyük bir başarı elde etmişti. Bu nedenle de Vatikan Müzeleri’nin kurucusu olan Papa II. Julius, Aziz Petrus Bazilikası için tasarlanan cenaze anıtını tasarlaması ve üretmesi için onu görevlendirdi.

Anıt için tasarlanan planlama çok ayrıntılıydı. Michelangelo, birçok devasa heykelin bulunduğu ve Papa’nın mezarını da içerecek olan üç seviyeli bir yapı tasarladı ancak 1513 yılında Papa öldüğünde, mirasçıları böyle bir masrafı karşılayamadı ve Michelangelo’nun orijinal tasarımını değiştirmek zorunda kaldılar. Türbeyi ve heykellerin çoğunu ortadan kaldırarak boyutunu önemli ölçüde azalttılar. Bitmiş tasarımdaki ana heykelin temsil ettiği figür size aşina gelebilir; İncil’deki en önemli karakterlerden biri olan Musa’yı temsil ediyor.

Giorgio Vasari’nin tanımladığı gibi,

“Bir azizin ve güçlü bir prensinki gibi güzel bir yüz ki, örtmek için peçeye ihtiyacı var. Eser o kadar parlak ve mükemmel ki sanatçı, Tanrı’nın bu kutsal çehreye verdiği kutsallığı çok iyi sunmuş.”
-Giorgio Vasari, Sanatçıların Hayatı, 1550.

Moses (Michelangelo) - Wikipedia
Michelangelo, Musa, 1513-1515, Vincoli’deki San Pietro Kilisesi, Roma, İtalya.

Musa’nın bakış açısını ve zihniyetini anlamaya ve açıklamaya çalışan bir sürü insan vardı (Freud dahil!) ama her şeyin ötesinde asıl merak ettikleri şey Musa’nın neden boynuzunun olduğuydu. Michelangelo, bu eserinde Latin Hristiyanlığında yaygın olan ikonografik geleneğini izledi. Yapılan hata, Aziz Jerome’un Exodus’un (kutsal kitap) 34. bölümünde bulunan İncil’deki bir paragrafın bir sözcüğünü yanlış tercüme etmesinden kaynaklanıyor. Douay-Rheims İncil’inde bulunan paragraf Jerome’un Vulgata’sında (Kitab-ı Mukaddes) şöyle tercüme ediliyor;

”Ve Musa Sina Dağı’ndan indiği zaman, Rabbin emirlerini yazan iki taş tablet tutuyordu ve yüzünün Rab ile yaptığı görüşmeden dolayı parladığını (horned) bilmiyordu.”

-Douay-Rheims İncil, Çıkış, Bölüm 34, ayetler 29-30,35

İbrani alfabesi yalnızca ünsüzleri kopyalarken, ünlü harfleri ünsüzlerin yanında küçük semboller ile belirtir. Bu yüzden Jerome’un bir sesli harf hatası yaptığına inanılıyor: İbranice “parlayan” veya “ışıklar saçan” anlamına gelen ” קָרַ֛ן”  qāran terimini tercüme etmek yerine, onu “boynuz” anlamına gelen qeren olarak tercüme etmiş. Yani, Musa aslında Tanrı ile konuştuğu için parlıyordu, aslında boynuzları yoktu!

2- Kara Ölüm

İnsanlık tarihini derinden etkileyen salgın hastalıklar, son 2 yıldır olduğu gibi, her zaman var olmuştur. Bu felaketler tarihte, toplumda ve kültürde de derin değişikliklere neden oldu. Veba olarak da bilinen Kara Ölüm, Avrasya ve Kuzey Afrika’dan geçerek 1347’den 1351’e kadar Avrupa’da zirveye ulaşan pandemik bir hastalıktı. Toplamda 75-200 milyon insanı öldürdüğü ve Avrupa nüfusunu %30 ile %60 arasında azalttığı tahmin ediliyor.

Veba’nın sanat tarihi üzerinde büyük bir etkisi olduğu apaçık ortadadır. Veba, yüzyıllar boyunca birçok sanatçı tarafından birçok farklı şekilde tasvir edildi. Yaygın isimlerinden biri Kara Ölüm olduğu için, birçok sanatçı onu siyah bir figür veya siyah bir elbise giyen bir yaratık olarak tasvir etmiştir.

Dr. Peter Paul Rubens on Twitter: "Plague pic du jour: Allegory of the plague, Siena, 1437. https://t.co/KGad3pGSPX" / Twitter
Giovanni di Paolo, Bir Biccherna Senese’den Veba Alegorisi, 15. yüzyıl, Berlin Dekoratif Sanatlar Müzesi, Almanya.

Yukardaki resimde de gördüğümüz gibi, sanatçı hastalığı, siyah bir ata binen kanatlı siyah bir figür, muhtemelen bir melek olarak tasvir ediliyor. Bu resimde veba, kurbanlarına ok ile nişan alıp onları vuruyor ve atın üzerinde bulunan kanatlı figür, çoğunlukla ölüm ile ilişkilendirilen bir orak taşıyor.

The Plague in Rome ile salgın hastalıkların sanata etkisi | Aklın Gölgesi | Bilim, Sanat, Tarih, Psikoloji vs.
Jules Elie Delaunay, Roma’da Veba, 1869, Musée d’Orsay, Paris, Fransa.

Roma’da Veba, Delaunay 1869’da Paris’teki Salon’da en çok beğenilen eserlerden biriydi. Sanatçı bu eserinde, Vincoli’deki San Pietro Kilisesi’nde gördüğü ve bir veba salgınını betimleyen 1476 tarihli bir freskten ilham almış. Resim, Jacobus de Voragine’in Aziz Sebastian’ın hikâyesini anlatan Altın Efsanesinden bir paragrafı betimliyor ve siyah bir elbise giyen, mızrak ile silahlanmış kötü bir meleğe komuta eden iyi bir meleği tasvir ediyor. Kötü melek evlere vurur ve her evde kapıya vurulan darbe sayısı kadar ölüm olur.

Dosya:The Plague, 1898.jpg - Vikipedi
Arnold Böcklin, Veba, 1898, Kunst Müzesi, Basel, İsviçre.

Sembolist Arnold Böcklin’in kâbus, ölüm ve karanlık takıntısı vardı. Sanatçı veba ile ilgileniyordu ve eserlerinde onu siyah giysili, ejderha benzeri bir yaratığa binen rahatsız edici bir figür olarak tasvir etti.

Veba neden siyah bir canavara benziyor?

Veba’nın semptomları ateş, titreme, şişlik, çeşitli renklerde lekelerdi, ancak siyah bir cisim değildi. O zaman neden siyah olarak tasvir ediliyor? Bunun en olası açıklaması, Alman doktor J.F.K Hecker’in 18. yüzyılda istediği İsveçli ve Danimarkalı tarihçiler tarafından yapılan yanlış bir çeviridir. Hecker, Veba hakkında Kara Ölüm başlıklı bir makale yazdı ve bu makale birçok farklı dile çevrildi. İşte böyle bir çeviri hatasından doğan basit bir isim, yüzyıllardır sanatçıların hayal gücünü büyük ölçüde etkiledi.

3- Devler Salonu’nun Tavanında’ki Maymun

Serkan Hızlı on Twitter: "Raffaaello'nun öğrencisi maniyerist Giulio Romano'nun Palazzo del Te'de Devler Salonu adlı odada yaptığı freskler Olympos'a taşları üst üste koyarak saldıran devler ve tanrılarla aralarındaki savaş https://t.co/rAvrXNPlVZ ...
Giulio Romano, Devler Salonu Tavanı, 1532-1535, Palazzo Te, Mantua, İtalya

Palazzo Te, İtalya’nın Mantua banliyölerinde 1524-1534 yılları arasında inşa edilmiş bir saraydır ve Giulio Romano’nun mimari şaheseridir. Sarayın odaları harika bir şekilde fresklerle süslenmiştir ve bu freskler efsaneleri, Roma sanatının ve paganizmin sembollerini temsil eder. En sıra dışı oda, sanatçının Devlerin Düşüşü hikâyesini canlandırdığı Devler Salonu‘dur. Bu hikâyenin ilhamı, Romalı şair Ovid’in Latince şiiri The Metamorphoses‘a dayanmaktadır.

Romanı bizlere hikâyenin dışında başka bir zaman ve yer olmadığının yanılmasını yansıtıyor ve bizleri direkt konunun içine dâhil ediyor. Bu eser, Zeus’un diğer tüm tanrıları bir araya topladığı ve Olimpos Dağı’na saldırmaya çalışan isyancı devleri cezalandırdığı anı temsil ediyor.

Sala dei Giganti (Chamber of the Giants) – Mantua, Italy - Atlas Obscura
Giulio Romano, Devler Odası Duvarları, 1532-1535, Palazzo Te, Mantua, İtalya.

Tanrılar ve devlerin arasında maymunun ne işi var?

Dikkatli bakarsanız kayaların ve devlerin cesetlerinin arasında birkaç maymun olduğunu fark edeceksiniz ama maymunların tanrılar ve devlerle ne ilgisi olduğunu anlayamayabilirsiniz.

Giulio Romano, Devler Salonu, Maymunlar, 1532-1535, Palazzo Te, Mantua, İtalya.

Romano’nun ilham aldığı Metamorphoses’un kopyasının bir kısmında  “kandan doğan maymunlar” anlamına gelen scimies e sanguine natos yazıyordu. Fakat Ovid’in Metamorfozları’nın güvenilir bir filolojik baskısında bu çevirinin yanlış olduğu anlaşılıyor. Bu baskıda insanlığın ikinci neslinin düşmüş devlerin kanından doğduğunu belirtiliyor. Ve aynı kısımda scires e sanguine natos diyor, yani “bilmelisiniz ki (o nesiller) kandan doğdu”. Karmaşık çeviri sanatıyla kandırılan başka bir sanatçı daha 🙂

4- Havva’nın Yaratılışı

Creation of Eve in Detail Michelangelo
Michelangelo, Havva’nın Yaratılışı, c. 1511, Sistine Şapeli’nin tavanı, Vatikan,

İlk kadın olan Havva’nın yaratılış hikâyesini Hristiyan dinine göre anlatan farklı türde birçok sanat eseri bulunmaktadır. Havva’nın yaratılışını temsil eden en ünlü eser, Sistine Şapeli’nin tavanında bulunan Michelangelo’nun eseridir. Ancak resim, kabartma ve gravür şeklini alan daha pek çok eser var.

Adem’in kaburga kemiğinden Havva?

Havva’nın Yaratılışı, Speculum Humanæ Salvationis’den gravür, 1470. Kongre Kütüphanesi, Washington, DC, ABD.
Lorenzo Maitani, Havva’nın Yaratılışı, 14. yüzyıl, Duomo, Orvieto, İtalya cephesinde kabartma.
Paolo Veronese, Havva’nın Yaratılışı, 1570-1580, Chicago Sanat Kurumu, Chicago, IL, ABD

Bu sanat eserlerinin her biri aynı sahneyi göstermektedir: Tanrı, Havva’yı Adem’in kaburga kemiğinden yarattıktan sonra karşılamaktadır. Sanatçılar bu anı, Yaratılış kitabında bulunan İncil’e ait olan paragrafta anlatıldığı gibi resmetmiştir. Ancak bu betimleme, kadınlar için pek de onur verici bir görüntü değil. Çünkü, erkeğin bir uzantısı olarak tasvir ediliyorlar ve yaratılıştan itibaren ikincil bir role mâhkum oluyorlar.

Eşitliğe Geri Dönelim!

Bu hikâye çevirmenlerin yaptığı yüzyıllar süren bir hataya dayanmaktadır. Aslında, “kaburga” kelimesinin İbranice karşılığı tselah‘tır ve bu kelime aynı zamanda “yan” veya “yarım” anlamına da gelebilir. Bu kelime ”yarım” anlamı ile İncil’de 49 defa kullanılmıştır. Sadece bir kez,  Havva’nın yaratılışını anlatan kısımda ”kaburga” anlamında kullanılmıştır. Kelimenin aslında ”yarım” anlamında kullanıldığını düşününce hikâyenin sonu aslında kadın ve erkek eşitliğine çıkıyor. Bu hikâye, yüzyıllar boyunca bu şekilde aktarılsaydı şu an bambaşka bir dünyada yaşıyor olabilirdik!

5- İsa’yı Karşılayan Öküz ve Eşek

Özellikle Ortaçağ ve Rönesans döneminde İtalya’da olmak üzere İsa’nın doğumu her zaman Hristiyan sanatının gözde konularından biri olmuştur. 19. yüzyılın sonlarına doğru sembolizmde de ortaya çıkıyor fakat kutsal anlamını yitirerek analık sembolü hâline geliyor.

Giotto, İsa’nın Doğuşu, 1303-1305, Scrovegni Şapeli, Padua, İtalya.
Fra Angelico, Doğuş, 1440-1441, San Marco Ulusal Müzesi, Floransa, İtalya

Her sanatçının bu kutsal sahneyi temsil etmesi için kendi tarzı ve farklı tasvir etme yolları vardır: Giotto’nun ve Fra Angelico’nun daha basit ve klasik bir dinî heykeli çağrıştıran eserlerinden Domenico Ghirlandaio ve Sandro Botticelli’nin zengin ve görkemli stillerine kadar.

Domenico Ghirlandaio, Çobanların Hayranlığı, 1485, Sassetti Şapeli, Santa Trinita Bazilikası, Floransa, İtalya.
Sandro Botticelli, Mistik Doğum, 1501, Milli Galeri Londra, Birleşik Krallık.

İsa’nın Doğuşu sahnelerini betimleyen ilk sanatçılar, İncil’den okuduklarını veya doğumu hakkında bildikleri her şeyi neredeyse kelimesi kelimesine resmettiler. Sanatçılar klasik olarak bebek İsa’yı Meryem’i, Yusuf’u, öküzü ve eşeği yukarıdaki meleklerle birlikte tasvir etti. Her doğuş sahnesinde bir öküz ve eşeğin bulunmasının nedeninin Meryem’in İsa’yı bir ahırda doğurması olduğunu düşünmüş olabilirsiniz. Mantıklı görünüyor ancak gerçek şu ki, yalnızca çevirideki bir hata nedeniyle bu ilahi sahnede bulunuyorlar.

Albrecht Dürer, Paumgartner Altarı, 1496-1504, Alte Pinakothek, Münih, Almanya.
Vincenzo Foppa, İsa’nın Doğuşu, 1492, Santa Maria Assunta Kilisesi, Brescia, İtalya.

Nereden Ortaya Çıktılar?

Dört büyük İncil eşek ve öküzden hiç bahsetmiyor, onlarla bir tek doğruluğu kabul edilmemiş olan Matta İncil’inde karşılaşıyoruz. Başka bir deyişle, tanınan kutsal metinlerden biri değildir. Sözde Matta İncili’nin 14. bölümü şöyledir:

“Ve Rabbimiz İsa Mesih’in doğumundan sonraki üçüncü gün, en mübarek olan Meryem mağaradan çıktı ve bir ahıra girerek çocuğu oraya koydu ve öküz ve eşek O’na taptı. O zaman peygamber Yeşaya’nın vecizesi gerçekleşti; Öküz sahibini, eşek efendisinin yemliğini bilir.” Yeşaya 1:3. “Böylelikle O’nu aralarında bulunduran hayvanlar, yani öküz ve eşek O’na durmadan taparlardı. O zaman peygamber Abakuk’un vecizesi gerçekleşti; iki hayvan arasında bir peygamber tezahür edecek. Yusuf aynı yerde Meryem ile üç gün kaldı.”

Sözde Matta İncili, 14

Burada paragrafta iki büyük hata var. İlki, aslında doğumla hiçbir ilgisi olmayan İşaya’nın kehaneti hakkındadır. Bu kehanet, hayvanlar bile sahibini tanırken Tanrı’yı kabul etmeyen ve tanımayan İsrail halkına yapılan bir söylenmeydi. İkinci hata ise Abakuç’un yanlış tercüme edilen kehaneti ile ilgilidir. Aslında bu çeviri Latincesinden; ‘Medio duorum animaliu‘ olduğu gibi çevrilmiştir fakat metnin orijinai Yunanca’da farklıdır. Çevirmen, Yunanca “çağlar” anlamına gelen zoé kelimesinin çoğul hali ile “hayvanlar” anlamına gelen Yunanca zoon kelimesiyle karıştırmış olmalı.

Kehanetin aslına göre İsa aslında iki hayvan arasında değil, iki çağ arasında olmalıydı. Yapılan yanlışlık bu iki hayvanı topluluğun hayal gücüne damgalamıştır.

Sanat tarihi için filolojinin önemi

Bu yazıda, basit bir hatanın nasıl sadece sanat tarihini değil geleneklerimizi ve toplumumuzu değiştirebilecek hatalar zincirine yol açtığını görebilirsiniz. Bu yüzden, filologların ve çevirmenlerin işi çok önemlidir ve bunu küçümsememeliyiz. Bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, Romolo Giovanni Capuano’nun dünyayı değiştiren 111 çeviri hatası kitabını şiddetle tavsiye ederiz.

Kaynakça: https://www.dailyartmagazine.com/translation-mistakes-art-history/

Herkese merhaba! İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinde İngilizce Öğretmenliği 4. sınıf öğrencisiyim. Amacımız sizleri sıkmadan sanata doyurmak. Sevgili okurlarımız, bu iş bizim için derin bir tutku.

Bir Yorum Yazın