Sinema Dünyasının En Gözde Ressamları

1911 senesinde İtalyan film kuramcısı Ricciotto Canudo, sinema terimini “yedinci sanat” olarak tanımlamıştır. Sinemanın sanat olarak adlandırılması gayet doğaldır çünkü doğuşundan itibaren edebiyat, heykelcilik ve resim gibi sanatın diğer birçok çeşidinden yararlanmıştır. Peki siz sinema dünyasında en çok kullanılan ressamları hiç merak ettiniz mi? Sizin için yedinci sanat dünyasının en çok tercih ettiği üç ressam ve onların eserlerini derledik.

1. Magritte

Yönetmenlerin favori ressamlarından birisi Sürrealizmin ustalarından Magritte’dir. Akıl çelen tabloları, paralel dünyalarda geçmekte ve aynı rüyalardaki gibi hem imkansız durumları hem de kimliği belirsiz karakterleri betimlemektedir. Fakat Magritte, izleyiciyle oyun oynayarak ve bildiğimiz dünyayı parçalara ayırarak gerçekliğimizi ve onun gizemlerini yansıtmak ister. Bu sebepledir ki çoğunlukla da gerçekliğin kenarında olan filmlerde görmüşüzdür onun eserlerini.

Şeytan (The Exorcist) – Işık İmparatorluğu (The Empire of Light)

Lankester Merrin’in gelişi, William Friedkin’in Şeytan filminin dönüm noktası olmuştur. Rahip gece vakti şeytan çıkarma ayinini gerçekleştireceği, yanında benzer sokak lambasının bulunduğu eve gelir ve bir anlığına önünde durur. Hatta elektrik direği ve mekân da Magritte’in Işık İmparatorluğu tablosundakinin (üç farklı versiyonu mevcuttur) aynısı değilse bile çok benzeridir. Bu tablo gerçek bir zıtlık çalışmasıdır; ışığı ve karanlığı, gece ile gündüzü karşılaştırıp bir arada sunar. Tablonun karanlık kısmındaki ışık kaynakları, sokak lambası ve penceredir.

René Magritte, Işık İmparatorlupu, 1953-54, Peggy Guggenheim Koleksiyonu, Venice, Italya.
William Friedkin, Şeytan, 1973. IMBD.

Bu ışıklar, tek umut kaynağı gibi gözükmektedir. Aynı zamanda kötü şeytan Pazuzu tarafından ruhu ele geçirilen 12 yaşındaki Regan’ın umudu da rahip Merrin’in ellerindedir. Karanlığın ve ışığın bir arada olması, filmin sonu ile iyi ve kötü arasındaki zıtlığı da işaret ediyor olabilir.

Ay Işığı (Moonlight) – Gece Elbisesi (The Evening Gown)

Genellikle yönetmenler, tablolara yeni anlamlar yüklemek isterler. Örneğin ilk LGBTQ temalı ve tüm ekibi Afro-Amerikalı oyunculardan oluşan En İyi Film Dalında Oscar alan ilk film Ay Işığı’nda ana karakter Chiron’u, arkasından denizi ve ayı izlerken görüyoruz.

Barry Jenkins, Ay Işığı, 2016. Pinterest – René Magritte, Gece Elbisesi, 1954, Peggy Guggenheim Koleksiyonu, Venice, Italya.

Chiron’un hayatı çok çetrefillidir lakin denize bakınca sanki tüm sorunları yok olmaktadır. Bu sahne, Gece Elbisesi tablosundaki tanrıçayı andıran kimliği belirsiz bir kadının okyanusu seyretmesini andırmaktadır.

Temalar farklı olsa da tablo ve filmin bu sahnesi bize; melankoliyle karışık, aynı garip huzur hissini verir.

Chiron’un hayatının büyüdükçe daha iyiye gitmediğini biliyoruz fakat tam o sahnede sanki zaman durmuş ve ay ışığında her şey düzelmiştir.

Truman Şov (The Truman Show) – Ay Işığında Mimari (Architecture in the Moonlight)

Peter Weir’in Truman Şov’u mutlaka izlemeniz gereken filmlerden. Film, ana karakteri (bu siz olabilirsiniz) her zaman koruyan ve kontrol eden birinin olduğu bir dünyada yaşamanın yanılgısı hakkındadır. Filmin sonunda kurgu ile gerçek, emniyet ya da özgürlük arasında bir seçim yapılması gerekir.

Truman gerçek durumu yavaş yavaş, gerçeğe uzanan merdivenin basamaklarını çıkıyormuşçasına anlamaya başlar. Yönetmen Weir de filmin sonunu böyle yapmak istemiştir.

René Magritte, Ay Işığında Mimari, 1956, Private Collection. Pinterest.
Peter Weir, The Truman Show, 1998. Pinterest.

Diğer dünyaya uzanan merdiven, Ay Işığında Mimari tablosundaki merdiveni andırır. Merdivenin ötesinde açık kapının ardındaki gri küre dışında ne olduğunu göremeyiz. Tablonun atmosferi tıpkı De Chirico’nun çalışmalarındaki gibi sessiz ve insandan yoksundur.

Fakat filmde bir insan görürüz. Truman da kapının ardında ne olduğunu bilmez. Truman’ın yeni bir dünyaya adım atıp atmadığını öğrenmek için filmi izlemenizi tavsiye ederiz.

Trainspotting – Ufuktaki Şaheser ve Gizemler (The Mysteries of the Horizon)

Magritte, tablolarında genellikle bireyin kişiliksizleşmesini tasvir eder. Tablolarındaki adamların hepsi aynıdır, yüzleri yoktur ve melon şapka takarlar. Golconda tablosundaki gibi donuk bakışlı ya da Ufuktaki Şaheser ve Gizemler‘deki gibi arkadan görünmektedirler.

Yönetmen Danny Boyle Trainspotting filminde, modern dünyaya ayak uyduramayan, bu yüzden de gerçeklikten uyuşturucular yardımıyla uzak kalmaya çalışan bir grup arkadaşın hikâyesini anlatmaktadır. Ana karakter Mark, kim olduğunu ve hangi dünyada yaşamak istediğini anlamaya çalışmaktadır.

Danny Boyle, Trainspotting, 1996. Twitter. – René Magritte, Ufuktaki Şaheser ve Gizemler, 1955, özel koleksiyon. Pinterest.

Magritte’in tablosuyla benzerlik gösteren sahnede Mark, karşı karşıya duran aynaların arasındaki, kendine yeni bir yol vaat eden pasaportun önünde durmaktadır. Tam o anda, tıpkı Magritte’in tablosundaki adamlar gibi Mark, farklı düşünceleri göz önüne alarak olasılıklarının ne olduğunu bulmaya çalışmaktadır.

Magritte’in tablolarının filmlerdeki minvallerine, Giuseppe Tornatore’un Maléna’sında, Norman Jewison’ın İkili Oyun’unda (The Thomas Crown Affair) ve David Lynch’in İkiz Tepelerinde (Twin Peaks) rastlayabilirsiniz.

2. Hopper

Edward Hopper, Amerikan gerçekçiliğinin sembolü ve 19. yy Amerika halkının yaşamını kendine has biçimde yansıtan bir ressamdır. Kullandığı soğuk renk tonları, geometrisi ve karakterlerin yalnızlığı, sessiz ve boş bir dünya sunar bizlere.

Tablolarındaki acıyı sezeriz, belki de sebebi tasvir ettiği insanların ve binaların sahte, cansız mankenler gibi olmalarındandır. Bu yüzden en iyi korku ve gerilim filmlerinin bazılarında Hopper’ın tablolarına benzer sahneler görebiliriz.

Sapık (Psycho-1960) – Tren Yolu Yanındaki Ev (House by the Railroad)

Hopper’ın Tren Yolu Yanındaki Ev tablosunda modernite sembolü, demiryoluna yakın ıssız bir yerdeki Viktoryen bir bina çizilmiştir. Aynı zamanda yakınlarda ne bir ağaç, ne bir insan, hiçbir hayat belirtisi yoktur.

Edward Hopper, House by the Railroad, 1925, Museum of Modern Art, New York, USA. Wikipedia.
Alfred Hitchcock, Psycho, 1960. Pinterest

35 sene sonra Hitchcock tablodan ilham almış ve filmin ana karakteri Norman Bates’in evini benzer bir şekilde film dünyasına sunmuştur. Bates’in de dediği gibi motelinde fazla misafir ağırlamamaktadır çünkü otoyolun yönü değiştirilmiştir. Yalnızlığında Bates’in deliliği artmış ve hepimizin bildiği katile dönüşmüştür.

Koleksiyoncu Stephen C. Clark, 1930’da tabloyu hâlen bulunduğu New York Modern Sanat Müzesi’ne (MoMA) bağışlamıştır. Filmdeki evin setine gitmek isterseniz, Universal Studios Hollywood’u ziyaret edebilirsiniz.

Derin Kırmızı (Deep Red) – Gece Kuşları (The Nighthawks)

Gece Kuşları, Hopper’ın en bilinen eseridir. Tek amacı Chicago’daki gece hayatını tasvir etmekken karakterlerin iletişim eksikliğini ve yalnızlığını da yakalamayı başarmıştır. Hatta Phillies’in müşterileri kendi düşüncelerinde kaybolmuş, sanki etraflarındakilerin bile farkında olmadan oturmaktadırlar.

Edward Hopper, The Nighthawks, 1942, Art Institute of Chicago, Chicago, USA. Wikipedia.

Bu tablo çok kere analiz edilmiş, değiştirilmiş ve üzerine konuşulmuştur. Ayrıca bazı yönetmenler filmlerinde, tablodaki sahneyi set olarak canlandırmışlardır. Örneğin; Dario Argento’nun en ünlü filmi Derin Kırmızı’da, Chicago barı Roma ve Turin arasındaki hayâli bir şehirdeki Blue Bar’a dönüşmüştür.

Artists in Cinema: Edward Hopper. Dario Argento, Deep Red, 1975. Twitter and Mindrifting.

Dario Argento, Blue Bar’ı Turin, CLN Meydanında göstermiş ve filmde önemli bir konum hâline getirmiştir. Burada Marc, ilk kurbanın çığlıklarını duyacak ve en sonunda yine burada her şey bir anlam ifade edecektir.

Arka Pencere (Rear Window) – Gece Penceresi, New York’ta Oda (Night Windows and Room in New York)

Sanırız Alfred Hitchcock için Hopper’ın bir numaralı hayranı desek yanlış olmaz. 1954’te Venedik Film Festivalinde gösterilen Arka Pencere’de, pencereden gözüken insanları sıklıkla çizen ressama birçok atıfta bulunulmuştur.

Aynı Hopper gibi tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş fotoğrafçı Jeff, dairelerindeki komşularını gözetlemektedir. Bir dansçı, Yalnız Kalp Hanım diye çağırılan yalnız bir kadın, bir piyanist, bir heykeltıraş ve içinde burnunu sokmaması gerektiği evli bir çiftin de bulunduğu bazı çiftleri dikizlemektedir.

Edward Hopper, Night Windows, 1928, Museum of Modern Art, New York, USA.

 

Alfred Hitchcock, Rear Window, 1954. Pinterest

Film ve Hopper’ın tabloları, yalnızlık ve iletişimsizlik gibi konuları işlemektedir. Ressam da Jeff de yalnızdır ve yalnız, sessiz insanları gözlemler fakat onlarla iletişim kuramazlar.

Shirley: Gerçekliğin Kehanetleri (Shirley: Visions of Reality)

Eğer Hopper’ı seviyorsanız Gustav Deutch’un yönettiği Shirley: Gerçekliğin Kehanetleri filmini mutlaka izlemelisiniz. Film, bir Amerikan aktristin 1931- 1963 seneleri arasındaki hayatını anlatmaktadır. Her biri Hopper’ın tablolarını simgeleyen 13 sahne filmin içine yedirilmiş ve biz izleyicilere sunulmuştur.

3. Escher

Hopper, çevresindeki normal gerçekliği yansıtmışken Escher, tam tersini yapmıştır. Yaptığı gravür, taş baskı ve mezzotintlerle fizik kanunlarını adeta yıkmaya, çözümlemeye ve tersine çevirmeye çalışmıştır. Onun imkânsız, simetrik geometri ve şekilleri; matematik ve bilim kavramlarını açıklamış; uzaya, zamana ve yer çekimine meydan okumuştur.

Başlangıç, Harry Potter ve Felsefe Taşı (Inception, Harry Potter and the Philosopher’s Stone) – Artan ve Azalan (Ascending and Descending)

Sinema dünyasında zaman, uzay ve yer çekimi kavramları hemen aklımıza Christopher Nolan’ı getiriyor. Sinema filmlerini anlamak için en az iki ya da üç kere izlemeniz gereken Nolan; izleyicinin zihniyle oyunlar oynar, gerçekliğe dayalı tüm konseptleri ters düz eder.

Nolan için, sinema dünyasının Escher’i denilebilir. Bu yüzden ressamın bazı tablolarından ilham alarak filmlerinin mimarisini inşa etmesi, sanırız çok da şok edici bir bilgi olmasa gerek.

Örneğin Başlangıç filminin bir sahnesinde Arthur, mimar Ariadne’ye sonsuz sayıda yapılar inşa ederek yıkılmaz mental labirentlerin nasıl kurulacağını gösterir. Fakat konuşmaları esnasında Ariadne, aynı merdivenden çapraz bir şekilde geçtiklerini fark eder. Sonrasında üst açıdan gördüğümüz merdivenin, Escher’ın Artan ve Azalan tablosuna benzediğini görürüz. Ressam çelişen oranlar kullanarak görsel bir paradoks yaratmayı başarmıştır.

M. C. Escher, detail of Ascending and Descending, 1960, The National Gallery of Canada, Ottawa, Canada. Pinterest.

Eğer bir Pottherheadseniz bu merdivenler size ilk filmden bir repliği hatırlatabilir. Percy Weasley genç büyücüleri ve cadıları ‘’Merdivenlere dikkat edin. Yer değiştirmeyi severler.’’ diyerek uyarıyordu. Peki siz, Escher’ın tablosuyla sahne arasında bir benzerlik bulabildiniz mi?

Labirent (Labyrinth) – Görecelik (Relativity)

Labirent, David Bowie’nin yer aldığı 1986 yapımı müzikal fantezi türündeki yapımdır. Şarkıcı, kız kardeşi Sarah’dan genç bir çocuğu kaçıran Goblin King Jareth’i canlandırır. Sarah’nın çocuğu kurtarması için 13 saati vardır ve bir labirenti çözmesi gerekmektedir. Bu labirentte Görecelik tablosundan ilham alınarak yapılan bir oda görürüz.

Tablo, Escher’ın en ünlü tablolarından biri olup değişik çeşitlerde yer çekiminin bulunduğu bir dünya sunmaktadır. Bu dünyanın insanları kendi hâllerinde takılır, birçok merdivenden inip çıkarlar.

Suspiria – Gökyüzü ve Su (Sky and Water), Belvedere

Daha önce de bahsettiğimiz gibi Dario Argento, filmlerinde dekor konusunda gayet başarılı, kuşkusuz bir sanat uzmanıdır. Suspiria filmi, Amerikalı Sussy Bannon adlı bir kızın girmiş olduğu Alman bale okulundaki saklı korkunç gerçeği öğrenmesini konu alır.

M. C. Escher, Sky and Water I, 1938, National Gallery of Canada, Ottawa, Canada. Wikipedia.

Filmde Escher’ın sanatına dair pek çok atfa rastlanılabilir. Örneğin, filmin geçtiği mekandaki sokağın adı Escherstrasse’dir. Ayrıca Escher’in Görecelik tablosunun Madam Le Blance’nin stüdyosunun duvarında ve Pat’in odasında da Gökyüzü ve Deniz I’in çizilmiş olduğunu görebiliriz.

Her iki tablo da Suspiria gibi bizi gerçek ile olağanüstü arasındaki bir dünyaya götürür.

Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast) – Göz (Eye)

Yazımızı herkesin bilmediği bir filmle bitirelim. Eğer dikkatli izlerseniz 1991 Disney yapımı Güzel ve Çirkin’de Gaston’un ölüm sahnesinde gözlerine yakın çekim yapıldığını fark edeceksiniz. Sadece bir saniye süren bu sahneyi eğer durdurursanız göz bebeklerinin içerisinde kuru kafalar olduğunu görebilirsiniz.

Gary Trousdale e Kirk Wise, Beauty and the Beast, 1991. Pinterest.

Bu sahne bizlere Escher’in 1946’da mezzotint tekniğiyle yapmış olduğu Göz tablosunu hatırlattı. Acaba bu sahne bilerek mi yapılmıştır? Bilemiyoruz fakat bizce benzerlik büyük.

M. C. Escher, Eye, 1946, National Gallery of Art, Washington, USA. Wiki Art.
https://www.dailyartmagazine.com/most-popular-artists-in-cinema/

Bir Yorum Yazın