Uzaya Gitmek Nasıl Bir Duygu? NASA Astronotu Chris Hadfield Açıklıyor

NASA ve Rus meslektaşları, Apollo ve Soyuz gibi roket programlarıyla yirminci yüzyılın uzay yarışını başlatmadan çok önce, insanlık uzun zamandır Dünya atmosferinin ötesine geçmeyi ve uzay yolculuğu mucizesini deneyimlemeyi hayal ediyordu.

Dünyada yaşayan insanların büyük çoğunluğu uzay uçuşunu asla deneyimleyemeyecek olsa da, NASA astronotu Chris Hadfield gibi bazı şanslı kişiler oraya gitti, bunu tecrübeledi ve bu deneyimlerini bizlerle paylaşıyorlar.

Chris Hadfield Uzaya Fırlatılmanın Nasıl Hissettirdiğini Açıklıyor

Albay Hadfield, fırlatma rampasına oturuşundan Dünya’nın üstündeki yörüngeye ulaşmasına kadar geçen anlarını şöyle anlatıyor:

Uzaya gideceğim günün sabahı, yıllarca süren eğitimin anlam kazacağı ve ömür boyu süren hayallerimin gerçekleşeceği sabahtı. Duyusal deneyimler, aşırı tehlike ve uygulamalarla dolu bir gün oldu. Odaklanma ise her şeyden önemliydi. Kapsamlı, gerçekçi hazırlığınıza dâhil olan kalabalığa el sallamaktan tutun roketin kendisini uçurmaya kadar her şey bir süre sonra birer refleks haline geliyor. Saat yaklaştıkça, arkanıza yaslanarak ateşlenen tüm roket parçalarını izliyorsunuz. Ekipteki herkesin odağı zirvede. O esnada tüm dünyanız, yalnızca uzay gemisinin uçuşuyla ilgili oluyor.”

The Soyuz TMA-07M rocket, Dec. 19, 2012

“Fırlatma kulesi netleştikten sonra, iletişim merkezi Florida’daki Launch Control’den Houston’daki Mission Control’e geçer. Pencerelerden bakınca görünen gökyüzü açık maviden siyaha dönene kadar hızla koyulaşır. Sürüş ağırlıklı olarak fizikseldir, g kuvvetleri normalin üç katına çıkar ve oldukça serttir, araç havada yükselirken, yüksek frekanslı titreşimlere devam eder. İki dakika sonra öyle yükselmiş olursunuz ki hava sanki yok olmuşçasına incelir, ve ilk aşamadaki güç kaynakları tıpkı bir havai fişek gibi patlar.”

 

Ve sözlerine şu şekilde devam ediyor Hadfield: “Daha sonra sürüş birdenbire akıcılaşıyor – ancak gemi yakıt kullandıkça ve ivme arttıkça aynı zamanda giderek ağırlaşıyor. Uzay gemisi, iletişim sağlayan antenin yörüngedeki röle uydularını göstermesini sağlamak için 180 derece dönüyor. Gemi yeterince hafifleşiyor ve böylelikle 3G’ye ulaşıyoruz. Bilgisayarlar ise aracı fazla zorlamamak için sıkıştırılan gazı geri bırakıyor.”

“Geçen her saniye acil durum ihtimallerini ve başarısızlık seçeneklerini azaltır, yörüngede kalma şansınızı artırır.

Sekiz buçuk dakika sonra, hayalini kurduğunuz ama olacağına asla inanamadığınız an geldi. Motorlar çalışmayı kesti ve güvenli bir şekilde oradasınız, ağırlıksız, uzayda.”

Kaynak:1, 2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir