“Nurettin Topçu’da Izdırap” Üzerine

Nurettin Topçu’nun “Var Olmak” adlı farklı dergilerden makalelerinin toplandığı kitabının ekseriyetle “ızdırap” bölümünün kısa bir tahlili…

   

“Sanatla felsefeden hangisi öz, hangisi kabuk ve mahfaza, hangisi gaye, hangisi alet veya vasıtadır?” diye sorar Nurettin Topçu. Fransız varoluşçu yazar J. Paul Sartre ise “Varoluş özden önce gelir” der. Şöyle ki bizler varlık olarak yaratıldıktan sonra bu kelimenin içini doldurma arayışına girişiriz, “varoluş” kelimesinin.

Spot ışıklarımızı bir başka Fransız yazar Musset’ye çevirince ise “İnsan bir çıraktır, ıstırap onun üstadıdır ve hiç kimse ıztırap çekmeden kendini tanıyamaz” diyerek bu konuya değindiğini görüyoruz. Izdırap, “neden” sorusuna aranan cevaptır bir nevi ve bir ömür sürer. Kaldı ki ızdıraptan uzaklaştıkça bir boşluk bekler sorularımızı, arayışlarımızı ve tabii zihnimizi. Bakalım Amerikalı filozof Ralph Waldo Emerson bu konuda ne düşünüyor: “İnsanlar rahat etmek isterler fakat ancak bu istekten uzaklaştıkları mühletçe onlar için umut vardır.” Bir boşluktan bahsetmiştim ki bu, nefsin esaretine yuvarlanmaktır. Şayet durdurulamazsa bir esaretin baş gösterdiği savunulur Topçu tarafından ve bundan sıyrılma durumu da onun tarafından “hürriyet” olarak şöyle tarif edilir, “Şu şekilde hürriyet, ferdi harekete geçirici çok ve çeşitli kuvvetlerin karşısına frenleyici kuvveti çıkarmak demektir.”

Yani ızdırap, hakikati ararken çıkılan yoldur birnevi. Topçu bu yolun sonunda bulunanı “aşk” ile karşılar ve der ki “Aşk kainatın başlangıcında, var olduğu anda gözükmüştü.Varlığı var kılan o idi.” Onun bu görüşü için İslam tasavvufu ve vahdet-i vücud felsefesi üzerine yaptığı çalışmalarının bir mahsulüdür diyebiliriz. Evet, yazımızın başında değindiğimiz o sorunun cevabını böyle veriyor Nurettin Topçu. Bu cevabı bulmak için çekilen ızdırap olmasaydı peki? Topçu’nun bu soruya yanıtı şöyledir: “İnsanlığın büyük hareketlerini yaratan ızdıraptır. Dinler ve sanatlar, tarihin kaydettiği parlak medeniyetler ızdırabın şaheserleridir.” Bu demektir ki bizler şu an Tolstoy okuyup cömertliğin sırrına uyanabiliyorsak, Raskolnikov ile aramızda bir bağ kurabiliyorsak, mimarinin şaheserlerinden El-Hamra’nın nâmütenahiye kanatlandıran sütunlarındaki ince detaylardan bahsedebiliyorsak bu çekilen ızdıraplar sonucu değil midir?

Maddi arzular peşinden şartlanırcasına atılan her adımda karşımıza bir de “yok olmak” çıkıyor. “Izdırabı yaratan ulvi ve içtimai engelleri birer birer ortadan kaldıran insan yok oluyor. Kolaylıkla ve bollukla elde edilen hazlar önce şuuru uyuşturuyor, sonra kalbi harap ediyorlar; sonunda iradenin engelleri aşan gücünü yok ediyorlar; insan diye ortada kalan varlığın, sade hazlarını devşiren otomatik bir yapıdan farkı kalmıyor.” diye özetlemiştir Topçu. İnsanı var eden çıkılan bu yolculuktur onun için. Ruhu çıkarınca bir deri, kemik olarak kalmak ile o ruhu benliğin içine hapsetmek benzer şeylerdir. Onun sonsuza kanatlanacağı bir yolculuk ki onu yok olmaktan kurtarır…

Kaynak:
Nurettin Topçu, Var Olmak, Dergah Yayınları, 2018
Jean Paul Sartre, Varoluşçuluk, Say Yayınları, 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir