Tablolara Yansıyan Aşk: Edvard Munch ve Tulla Larsen

Edvard Munch ile Tulla Larsen’in ilişkisi yalnızca dört yıl sürmüştür. Her ikisi için de ıstırap, acı ve hayal kırıklıklarıyla dolu olmuştur bu ilişki. Kadınlara ve genel anlamda evliliğe olan tavrının yanı sıra Munch’un eserleri ve bu eserlerdeki kadın imgeleri de elbette ilişkiden fazlasıyla nasibini almıştır. Bu ilişki aynı zamanda Tulla ile ayrıldıktan altı yıl sonra akıl hastanesinde geçirdiği günlerin sayısını da önemli derecede arttırmıştır.


Çeviren: Ayşenur Depe

Tulla Larsen ve Edvard Munch

Fırtına Öncesi Sessizlik

Genç Edvard Munch’un hayatında meydana gelen olaylar dizisine bakıldığında gerçekten şanslı biri olduğu düşünülebilir. Öncelikle, birçok Avrupa ülkesine gitmiş ve ilk öğretmeni Frits Thaulow’un maddi yardımı sayesinde en önemli müzelere ayak basmıştır. Sonrasında sanatçılara sağlanan devlet bursu ile Avrupa’yı üst üste üç kere seyahat etmiş ve alanında tanınmış ressam Léon Bonnat’ın Paris’te verdiği derslere katılmıştır. Munch, 1889 senesinde Christiania’da (şimdiki ismi Oslo’dur) kişisel sergisini açtığında yalnızca 26 yaşındaydı. Henüz 30’una gelmeden Norveç Ulusal Sergisi ilk tablosu Nice’de Gece’yi (Night in Nice) ve birkaç sene sonra da Sigaralı Otoportre’yi (Self- Portrait with Cigarette) satın almıştır. Dört yazar arkadaşı da kendisi hakkında kitap yazmıştır.

Munch birkaç yıl Oslofjord’un batı kıyısındaki Åsgårdstrand’da, yazları ailesiyle birlikte geçirmiş, geri kalan dokuz ayda da tüm Avrupa’yı dolaşmıştır. Paris, Nice, Le Havre, Antvers, Berlin ve Kopenhag gibi şehirlerde yaşamıştır. Bununla birlikte ünlü yazarların, sanatçıların ve bestecilerin portrelerini yapmış, bohem barlarda takılmış, her yerde önemli eş dostlar edinmiş ve sergilere katılmıştır. Üstelik kendisi yakışıklı, karizmatik ve ağzı laf yapan birisidir.

Öte yandan daha derine inildiğinde, Munch’ün gözle görülür bu başarısı ve şansı sanki doğaüstü bir güç tarafından anksiyetesini ve dertlerini gidermek adına müdahale edilmesi gibi gözükebilir. Tüm bu başarılı profesyonel gelişimi, sanatçının sevdiklerini art arda kaybetmesi, uzun süren hastalıkları, sanatoryumda yatması, uykusuz geceleri ve bitmek bilmeyen, sebebi belli olmayan anksiyetesine borçludur. Bunların her biri yakasını bırakmamış Munch’ü cinnete sürüklemiştir.

Edvard Munch, Otoportre, 1904.

Tablolardaki Güzellik

Tulla Larsen, ortak bir arkadaşlarının vasıtasıyla, 35 yaşındaki başarılı, şık ve iyi bakımdan ünlenmiş sanatçı Edvard Munch ile tanıştırıldığında 29 yaşındadır. Kısa süre sonra Tulla hayatının en büyük hatalarından birini yapar. Onunla evlenmek için yanıp tutuşur.

Edvard Munch, Tulla Larsen, 1899.

Tulla Larsen, varlıklı bir şarap tüccarının kızı ve geniş bir ailenin on birinci çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Tulla’nın babası hayatta olduğu sürede o kadar çok para kazanmıştır ki, öldükten sonra bile on iki çocuğuna rahat ve oldukça lüks bir yaşam sunmayı başarmıştır. Tulla, babası öldüğünde altı yaşındaydı. Bu yüzden henüz okuma yazma bile öğrenmeden zengin olmuştu. Şüphesiz sonradan ünlü Norveçli halkbilimci, gezgin ve feminist Nikka Vonen tarafından kurulan özel kız okulunda İngilizce, Almanca, matematik ve müzik dersleri almıştır. Üstüne üstlük, Berlin’de grafik sanatı da öğrenmiştir. Norveç’e döndükten sonra, eğitiminin verdiği meyveleri zamanın varlıklı kadınlarının yaptığı gibi kullanmıştır. Oslo’nun patırtılı, bohem sanat buluşmalarını bilge konuşmalarıyla güzelleştirmiş ve çeşitlendirmiştir.

Acı Zamanlar

Edvard Munch kadınlardan korkmuyorsa bile onlardan kuşku duyuyordu. Kadınların, adamları yaratıcı enerjiden yoksun bıraktıklarını, aynı bir vampir gibi onların yaşama sevinçlerini emdiklerini düşünür ve bunun, bir adam için içli bir aşk ilişkisinden daha feci bir şey olmadığına inanırdı. Tulla Larsen konusunda da kendisine hak vermek gerekir çünkü hiçbir şeyi saklamak için çabalamamıştır. Aşklarının en tutkulu olduğu zamanda dahi asla üstüne düşen, sevgi dolu bir aşık gibi davranmamıştır. Ne sözler vermiş ne de boş vaatler sunmuştur ona. Kendisine açık açık şu sözleri söylemiştir ünlü ressam:

“Hep dünyevi mutlulukların peşinde olacaksın benimleyken; oysa sana da hep dediğim gibi ben bu dünyaya ait değilim.”

Edvard Munch, Kadın Saçları Arasında Bir Adam, 1896.

Dahası şimdi müze olarak kullanılan sanatçının evinde araştırmacıların bulduğu mektuplar, kendisinin Tulla’ya bilerek ihmalkâr, kaba ve bazen de sinirli davrandığını göstermektedir. Tüm bu davranışları onu kendisinden bir iyilik gelmeyeceğini göstermek ve uzaklaştırmak için yapmıştır. Fakat Tulla, kararlı durup pes etmemiştir. Bir mektubunda Munch, Tulla’nın oyma baskı yapmaya başlayabileceğini söylemiştir. Hatta ona kitaplar alıp “bir gram dahi olgunlaşmamış” ruhunu bu kitaplarla terbiye etmesini istemiştir.

Tulla’yı, ruhunu olgunlaştırmakta son derece agresif davranan bir adama bu derece yakın tutan şeyin ne olduğunu söylemek zor. Delicesine tutkulu, fevri, umursamaz ve deli dolu birisi gibi gözükmektedir Tulla. Edvard Munch ile dört senelik ilişkisi katlanılamaz, ızdıraplı ve sağlığa son derece tehlikeli olan bu duyguların ortak ihtiyaçlarını karşılamıştır. Bunlara rağmen, çiftimiz elbette sık sık mutluğu da tatmışlardır. Tulla ve Edvard sıklıkla birlikte seyahat etmiş, içmiş, konuşmuş, kavga etmiş ve tartışmışlardır. Hâl böyle olunca Edvard sürekli ilişkiyi bitirmek için yollar aramış, Tulla ise sürekli onu yanında tutmaya çalışmıştır. Bu sebeple Edvard, sıklıkla zamanının çoğunu tek başına geçirmiştir. Sergilere katılmış, Roma’da Raffaello’yu çalışmış, aylarca Paris’te ya da Berlin’de yaşamış ya da kışları sanatoryumlarda sayısız hastalıklarını tedavi ettirmiştir.

Munch, tanışmalarından sadece bir sene sonra sevgilisine yazdığı mektupta şu ifadeleri kullanmıştır:

Birlikte geçirdiğimiz zamanlar, tüm zamanlar, baş başa olduğumuz, Floransa’nın harikalıklarını keşfettiğimiz, güneşli yollarda kol kola yürüdüğümüz, birlikte oturduğumuz ve hatta daha çok mutlu olmamız gereken zamanlarda dahi mutluluk bana yalnızca hayatın renkli kısmıyla kendi karanlık dünyamı ayıran kapı aralığından gözüküyor sanki.’’

Sanıyoruz ki, buna romantiklikten çok uzak bir aşk itirafı demek yanlış olmaz.

Bir küs bir barışık, sıklıkla yaptıkları kısa görüşmelere rağmen çiftin ilişkisi aynı Munch’ün peyzajlarındaki gökyüzü gibi yanıp tutuşmaktadır. Sitem, tehdit, ikna ve şantaj… Hepsi Oslo’dan Berlin’e, Berlin’den Oslo’ya kalın mektup zarflarında iletilmiştir. Bulutlar kararmış, fırtına yaklaşmıştır. Aşk yuvalarının duvarlarında asılı dolu tabancalar aynı zamanda ateşlenecektir. Beklendiği gibi fırtına kopmuş, silahlar da ateşlenmiştir.

Katil, Edvard Munch.

Munch’ün Parmağı

Munch’ün hayatındaki ufak bir olay, bir kadınla rezilce ayrılması neredeyse tüm biyografilerinde efsanevi bir hâle getirilmiştir. Munch’ün gerçekten ne yaşandığına dair ketum olması dergilerin biyografi yazarlarının, eleştirmenlerinin ve gazetecilerinin kendi akıllarında kavgayı şekillendirip Hollywoodvari yazılar yazarak doğru olmayan bilgileri yaymalarına sebep olmuştur. İngiliz sanat eleştirmeni Robert Hughes gibi bazıları olaya farklı bir açıdan yaklaşmış, sanatçıyı herhangi bir sinir hastasının yaptığı gibi kendi ızdırabını abarttığını, başkalarının dikkatini çekmeye ve özverisini romantikleştirmeye çalıştığını iddia etmişlerdir.

Peki neydi bu büyük olay? Edvard Munch’ün Avrupa’ya seyahatleri gittikçe sıklaşmış ve uzamıştır. Tulla ve o nadiren görüşmekte, mektuplarından sinirlilik ve tatminsizlik sezilmektedir. Öte yandan Tulla’nın ruhunu olgunlaştırmak için öneriler vermekten de geri kalmamaktadır.

23 Ağustos 1902’de Munch, bir arkadaşından Tulla’nın intihara kalkıştığına dair bir mektup alır. Onu kurtarmaya gelen doktorlar yatağının yanında iki boş morfin şişesi bulur. Munch bir gün sonra gelir, iddialara göre zor konuşmalar yapacak kadar iyi bir durumda olmaması ve hâlsizliği sebebiyle ortak geçmişleri hakkında Tulla ile konuşmaktan kaçınır. Munch, Berlin’e kısa süreliğine gideceğine (iş ver sergiler için) ve döndüğünde Tulla’nın ısrar ettiği ciddi meseleyi konuşacağına dair söz verir.

Edvard Munch, Bakışma, 1900.

Şaşırtıcı bir şekilde seyahati kısa sürer ve Eylül’ün başında Norveç’e döner. Tulla o gün Munch’ün evine gider. Daha sonra ne olduğu neredeyse tam olarak bilinmese de Munch’ün Tulla ile aynı odadayken sol elinin parmağına kurşun gelir. Belki de intihar etmeye çalışmış fakat yalnızca kendini yaralamaya gücü yetmiş veya Tulla, onu ya da kendisini vurmak istemiş fakat Munch onu durdurmaya çalışmıştır. Ya Tulla kavga çıkarmaya çalışmış ya da Edvard kendini kaybetmiştir. Denilene göre silah ve iki umutsuz aşığa ek olarak patlama anında iki boş şişe konyağın da bu olayda önemi büyüktür.

Tulla’nın Munch için yaptığı son şey onun için doktor çağırmak olmuştur. Bir daha birbirlerini asla görmemişlerdir. Fakat ikisi de hayatta kalmış ve birbirlerinden ayrı biçimde uzun yaşamlar sürdürmüşlerdir.

Silahlı Kavgadan Sonra

Tulla, bir sene sonra kendisinden on yaş küçük ressam Arne Kavli ile evlenmiştir. Kavli eşinin narin, dokunaklı portrelerini çizmiştir. Yedi sene sonra boşanmış, aynı sene tekrar evlenmiş ve ikinci eşiyle de on sene yaşamıştır. Tulla’nın hayatı hakkında bildiklerimiz bu kadar. Munch ile ayrıldıktan sonra sanat tarihçileri onunla ilgilenmeyi bırakmışlardır. Munch’e gelince, ayrılıklarını atlatması uzun sürmüştür. Özellikle de vurulma anını!

Arne Kavli, Tulla Larsen, 1903

İlk önce kendisini ve Tulla Larsen’ı çizdiği otoportreyi testereyle iki parçaya ayırmış, sonrasında da kendisinin çıplak ve baygın bir şekilde ameliyat masasında yattığı dramatik bir sahne çizmiştir. Doktorlar etrafında, öğrenciler ve izleyicilerse ameliyatı pencereden izlemekte ve bir hemşire elinde kan dolu kaseyle kendisine yaklaşmaktadır.

Edvard Munch, Ameliyat Masası, 1903.

Robert Hughes Munch’un yarasının batık bir tırnaktan daha kötü bir şey olmadığını, Rembrandt’ın, Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi (Anatomy Lesson of Dr. Nicolaes Tulp) tablosuna benzeyen Ameliyat Masasında (On the Operating Table) tablosunun gülünç bir abartı ve kendine acımanın en kötü örneği olduğunu dile getirmiştir. Tabii ki sanat eleştirmeni orijinal olmak adına samimiyetsiz bir eleştiride bulunmuş denilebilir. Unutulmamalıdır ki Munch ilk ekspresyonist sanatçılardandır ve olayların gerçeğini anlatmak yerine kendi başından geçenleri resmetmek onun için daha çok önem arz etmektedir. Parmağın kanlı hikâyesi sanatçının çocukluk ve ergenlikteki tatsız hatıralarıyla, sevdiklerinin hastalıkları, ölümü ve yasıyla örtüşmüştür. Kırılganlığı ve kötü talihi sanatçıyı hayatı boyunca bırakmayacaktır.

Tulla Larsen ile Otoportre, Edvard Munch (İki parça birleştirilerek 2019’da sergilenmiştir.)

Birkaç sene sonra dahi Munch, Tulla’yı katil olarak çizmeye devam etmiştir. Fransız devriminin lideri Marat’yı öldüren Charlotte Corday’i resmeden Munch’ün tablosunda Tulla’nın izleri bulunabilir. Kadının kırmızı saçı kaygı verici bir şekilde dalgalanmakta yüzü ise okunamayan, son derece duygusuz bir hâldedir. Elbette kendisini de ölmüş Marat olarak resmetmiştir. Dahası bu sahnenin iki farklı versiyonunu çizmiştir. Tahmin edileceği üzere de her yeri kan götürmektedir. Tulla, uzun süre aile saadetini tatmış, parmak da biraz kısalmasına rağmen uzun süre önce iyileşmiştir. Parmak sol elindeki, yani kullandığı elindeki parmak değildir. Yalnızca paleti tutmasını birazcık zorlaştırmıştır. Bununla birlikte Munch’un anksiyetesi, kızgınlığı ve korkusu her sene artmış hayatını daha zor hâle getirmiştir.

Professor Jacobson’ın Hastanesinde Bir Otoportre, Edvard Munch, 1909.

Aynı zamanda sanatçının profesyonel başarıları gittikçe artmıştır. Hayatın Frizleri sergisinden 22 tablosu Berlin Secession’da sergilenmiş, Viyana, Prag ve Paris’te sergileri açılmış, çeşitli Avrupa ülkelerinden galericiler ve grafik albüm yayıncıları ile birçok anlaşma imzalamıştır. Son olarak sadece önemli kişilere layık görülen özel Norveç Grand Cross of the Order of St. Olav nişanıyla ödüllendirilmiştir. Başarı dolu bu senede Munch sinir krizi geçirmiş ve gelecek sekiz ay içinde özel bir akıl hastanesinde terapi görmüştür.

 

Batık bir tırnaktan daha fazlası olmayan komik bir yaralanma olayı çok daha karmaşık bir olaya dönüşmüş gözükmektedir. Tulla ile ayrılığından seneler sonra dahi sürekli litrelerce kan resmetmesi yavaş yavaş kaybettiği canlılığı ve iç huzuruna bir gönderme niteliğindedir.

Kaynakça: https://arthive.com/publications/4072~Love_story_in_paintings_Edvard_Munch_and_Tulla_Larsen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir